• Arkadaşlarım

  • Bağlantılarım

Önce Edebi Yazmalı Kalem

11/12/2007 · Kategori: deneme

Önce “edeb”i yazmalı kalem.
Önce “edeb”i anlatmalı kelime.
Önce “edeb”i idrak etmeli insan...
Edep güzel; edep yüce ...
İnsan güzele müştak, insan yüceye sevdalı...
Kâinatın en büyük hakikati iman , imanın en büyük hakikati edep.
Edep; hâl ehlinin lügatinde :
“ Mâ-fevkini (üstündekini) çok görmemek, mâ-dûnunu ( aşağısını) tahkir etmemek, herkesi haliyle hoş görüp Hâlık’ın hatırı için mahlûka merhamet edip sevmektir.”
diye izah edilir.
Edep hakikatin büyüklüğü karşısında iki büklüm olmak, O’nun kemaliyle kendinden geçmektir. Yunus’un odunları misali daldan – pürüzden budanmaktır. Elif gibi dimdik, ok gibi dosdoğru olmaktır. Kur’ân’ı hayata hayat yapma yolunda, ilahî hedefi Kur’ân ahlakıyla on ikiden vurmaktır. Gerek dünya gerek ukbâ adına atılan her adımı itidal ve denge üzre atmaktır. Elhasıl kulluk şuuruna ermek, ruhu ve bedeni sünnet-i seniyyenin nuruyla huzura erdirmektir. Habib-i Zişan’ı bu yolda kayıtsız-şartsız rehber kabul etmektir.
Edep, O’nun gibi oturmak, O’nun gibi kalkmak, O’nun gibi bakmak, O’nun gibi yaşamaktır (s.a.s)... O’nun gibi Hakk’ın teveccühünü kazanmaktır...
Hz. Osman edep timsaliydi. Sünnet-i Seniyyeyi aklında, cisminde ve ruhunda bütün incelikleriyle yaşamıştı. Ahmed bin Hanbel’in Hasan-ı Basrî’den rivâyet ettiğine göre kapalı kapılar ardında bile elbiselerini çıkarmaktan çekinirdi . Edebinin derinliğinden dolayı Efendimiz (s.a.s) kendilerini ümmet-i Muhammed içinde herkese nasip olmayan bir pâyeye layık görmüşlerdi. Hz. Osman’ı :
“ Ashabım içinde bana en çok benzeyendir”
diyerek kendilerine benzetmişlerdi.
“Herkesin cennette bir dostu vardır. Benim dostum da Osman’dır.”
hadisiyle Hz. Osman’ı “dost”u olmakla müjdelemişlerdi. Allah (c.c) da Resul’ünü hislendiren bu emsalsiz edep karşısında Hz. Osman’a (r.a) Kur’ân ilmini nasip etmişti.
Tarih, Kur’ân karşısında edebinden sabaha dek uyumayan bir başka Osman’ı daha kaydeder. Rabbim, Kur’an karşısında sabaha kadar edeple el-pençe divan duran kul Osman Gazi’nin soyuna da koskoca bir imparatorluk çınarını büyütmeyi layık görmüştü.
Bizim de şu acımasız dönemde; edebi, edepsiz ham ruhlara ilim yoluyla anlatacak yeni Osmanlara dair dualarımız vardır.
Edebin aydınlığında cehlin karanlığını yok etmek ne büyük lütuf. Edebin ruha kazandırdığı zarafetle ilim yolunda insanlığa hadim olmak ne güzel...
İlim sadece kulu Rabbi’ne ulaştırırsa ilimdir. Edepsiz ilim Hakk’a ve yarattığı her şeye karşı edepsizliktir. Gaye âlim olmaksa âlim olmanın şartı “edep”ten ibarettir. Çünkü:

Edep ehl-i ilimden hâlî olmaz
Edepsiz ilim okuyan âlim olmaz

Halkın içinden, Hakk’a açılan kapılar vardır. Kapıların ardında insanı kucaklamayı bekleyen dostun şefkat dolu kolları ...
İnsanı halkta bırakıp yükselişine engel olan dünya ve nefistir. İnsanı Hakk’a götüren âlâ-yı illiyine çıkaran, yücelten ise akıl, kalp, ma’rifet ve yakîndir.
Edep, dünya ve nefsin oyun ve desiselerini bilip akıl anahtarıyla kalp kapısını aralamaktır. İrfan sırrına erip her adımını O’nu (c.c) kaybetme korkusuyla atmaktır.
Ruhun akıl öncülüğünde dünyadan ulvi hakikate doğru yola çıkmasıdır. Nefis düşmanıyla mücadele edip yol almasıdır. Her adımını danışarak usulüne göre atması, benliğini bu yolda yok saymasıdır.
Edep yolunun yolcuları şunu gayet iyi bilmelidirler.

“ Usülsüz , vüsûl olmaz ”

Yani her şeye kavuşmanın kendine göre kuralı, yolu yordamı vardır.
Edep; eline, diline, beline sahip olmaktır .
Eline sahip olmalı insan;
Elini haram olan her şeyden sakınmalıdır. İnsan kainat denilen mektepte ölçülü yemeli-içmeli aç kurt gibi her gördüğü nimete saldırmamalıdır. Kainat meclisinde vazifesini yerine getiren binlerce zerrenin zikri karşısında derli-toplu oturmalı- kalkmalı her an yüce bir nazar tarafından müşahede altında olduğunun idrakinde olmalıdır.
Diline sahip olmalı insan;
Diline her geleni söylememelidir.

Boşboğazlık ile açma deheni,
Lik âdabıyla söyle sözünü

Eyle evvel sözüne endîşe
Sonra düşmeyesin teşvişe

( Ağzını boşboğazlıkla ( rast gele) açma. Sözünü edebine uygun (yerli yerinde) söyle. Sözünü önce düşünerek söyle ki sonra karışıklığa düşmeyesin.)

İnsan ağzını öyle alelade söz söylemek için açmamalıdır. Sözünü âdâbına, yani yerine ve zamanına göre söylemelidir. Sözünü söylemeden evvel sözün gideceği yeri tartmalı ve yanlış söz söylemekten endişe etmelidir. Aksi taktirde hayatın duruluğunu bulandırır, hayatta karışıklığa maruz kalır.
Edep yolunda “ Ben, benim, bence, benim için ve benim” gibi sözler yasaktır. Edep yolcusunun ağzından çıkan her söz her harf birlik âleminden akar. O ilâhî vahdet karşısında haddini hududunu çok iyi bilir. Bu yolda her sözün Hakk’a yakışanı, Hakk’a göre danışılanı makbuldür.
Beline sahip olmalı insan.
Bedeni şehvetten, hayvani vasıflardan, yobazlık ve kabalıktan uzaklaştırmalıdır. Zira beden disiplinini sağlamadan ruh disiplinini sağlamak mümkün değildir. Hak tarafından kabul görmek için bedenen ve ruhen disiplin altına girmek gerektir. Gözlerini ve gönlünü çirkin olan her şeyden uzak tutmalı, yetmiş iki aleme hoş bakmayı öğrenmelidir.

“ Bir insanın diğer insanlara karşı en büyük iyiliklerinden biri de onların uygunsuz davranışlarını görmezlikten gelip kusurlarına karşı göz yummak şeklinde olur. Halkın kusurlarını araştırmak bir nevi edepsizlik, onları sağda solda anlatıp durmak affedilmez bir noksanlık, onların işledikleri fenalıkları yüzlerine söylemek ise, fertleri birbirine bağlayıp vahdet içinde bulunduran kardeşlik zincirine indirilmiş bir darbedir.”(M.F.GÜLEN).
İman yolcusu bedeni ve ruhu lakaytlık ve laubalilikten arındırmalı O’nun bu asil yolcukta, dünyadaki diğer yolculardan farkı olmalıdır.
“Efendi ! bil ki insanın tenindeki can edeptir. İnsanoğlunun göz ve kalp nûru edeptir. Adem bir ulvi âlemdendir, süflîden değil. Bu dönen kümbetin hem dönmesi hem de revnak ve zineti edeptir! İnsanoğlu eğer edepten yoksun ise, o insan değildir; zira insanoğlu ve hayvan arasındaki fark edeptir. Aç gözlerini bak, Allah kelamı olan Kur’ân ayet ayet edeptir. Akıldan sordum: İman nedir ? Akıl kalp kulağına şöyle cevap verdi: ‘İman edeptir.’” (Hz.Mevlânâ)
Beden kafes, can cennetin ötesine müştak ulvi bir kuş...
Alemlerin Rabb’i bedendeki ‘can’a emir buyurmuş: “Sen’in demiş ana vatanın cennet ama; vazifen bu dar kafeste emr-i Hak vâkî olana kadar nöbete durmak.” Can, boyun eğmiş ilahî emre... Yanmış, kavrulmuş vatanına hasretten ama edebinden boyun büküp sükût etmiş.
Can’ın bedene tahammülü edep...
İnsanoğlunun göz ve kalp nuru edeptir.
Göz kalbe pencere, kalp âlemlerin Rabb’ine...Nûr nûr-ı Muhammedî’den damla...
Nûr-ı Muhammedî ; deli-divâne semâ eden göklerin, sinesi vuslat için kaynayan yerin aşkına maya.
Göz ; Kâl-u Belâdan Cemâlullah’la şerefyâb, gönül O’nun aşkına âşina.
İnsanoğlu nankör, insanoğlu cahil. İnsanın elinde harama mecbur edilen göz garip; insanın elinde yanlış muhabbetlere israf edilen kalp zavallı.
“Gözün ve kalb”in “ zulümkâr ve nankör insanoğluna tahammülü edep...
Âdem bir ulvi âlemdendir, süflîden değil.
Kişi aslına uygun davranırsa değer kazanır. Soyu kıymetli olan kişi ,edepsiz davranırsa zavallı bir hâle düşer âleme rüsvâ olur.
Ey yolcu gözlerini göğe kaldır, başının üstünde sema eden kubbeyi seyret. İbret için toprağın altındaki kabir ehlinin hâlini sor.

“ Şu muhteşem kâinat öyle bir saraydır ki; Ay, Güneş lambaları, yıldızlar mumları; zaman bir ip, bir şerittir ki ; o Sani-i Zülcelal her sene başka bir âlemi ona takıp gösteriyor...Yeryüzünü bir sofra-i nimet yapmış, her bahar mevsiminde üç yüz bin envâ-ı masnuatıyla tezyin ediyor ( çeşit çeşit süslüyor.)” ( Haşir Risâlesi)

Yüce Sanatkâr (c.c. ) insanoğlunun ayağının altını çimenlerle çiçeklerle bezemiş. Gökyüzünü taç misali bulutlarla yıldızlarla süslemiş.
Yerin omzunda taşıdığı yüke; göğün gözyaşı döktüğü günahlara tahammülü edep.
İnsanı hayvandan ayıran hayâsıdır.

“ Hayâ imandandır ”(Hadis)

Hayvan akıldan yoksun olduğu için yeme, içme, üreme üzerine hayatını devam ettirir. İnsan hayvandan farklıdır. O akıl, şuur ve kelamla şereflendirilmiştir. Aklını kullanan insan hayvaniyeti bırakır, kalbin ve ruhun derece-i hayatına yükselir.
Ruhun, sûretâ insan gelip sîreta ( özde ) hayvan giden insana tahammülü edep...
Kur’ân Allah kelamı, ahlak Kur’ân ahlakı. Ayet, satır satır kul olma âdâbını anlatan ilâhî name, ebedî ve ezelî hediye...
Kur’ân’ın, ayet ayet akletmeyen akıllara, görmeyen gözlere tahammülü edep...

Ehl-i iman arasında aradım kıldım talep
Her hüner makbul imiş illâ edep illâ edep

Edebi talep etmek, edep tâcını giymek, Hakk’a vasıl kılan ilimle şereflenmek, Kur’ân ve Sünnet terbiyesiyle edeplenmek, “ Edep Yâ Hû ” zikriyle dilimizi ve gönlümüzü zînetlendirmek temennisiyle....



Nurgül ÖZCAN

düşünce

23/3/2006 · Kategori: deneme

 

 

GÜL VE BÜLBÜL

Çok eski zamanlarda birgün birdelikanli varmis...Budelikanli çok zengin bir ailenin kizina asik olmus.Ama kizdelikanli fakir diye ona yüz vermiyormus. Genç bir yilbasi gecesi bütün cesaretini toplamis ve kizi yilbasi gecesi balosuna davet etmek için evine gitmis. Kapiyi genç kiz acmis.Kiza kendisini yilbasi gecesi balosuna davetetmeye geldigini, birlikte dans etmek istedigini söylemis.Kiz kabuletmis ama bir sarti varmis. Ondan balo için diktirdig elbisesinin yakasina takmak için kirmizi bir gül istemis.Delikanli sevinerek oradanayrilmis.Hemen kizin istedigi kirmizi gülü aramaya baslamis. Ama mevsimlerden kis oldugunu ve bu mevsimde bir gül bulamayacagini hic düsünememis.Bütün çiçekçileri dolasmis ama herkes ona kis mevsiminde gül ariyor diye deli gözüyle bakiyorlarmis.Genç çok üzgün bir sekilde evinin yolunu tutmus.Evine girerken bahçede henüz açmamis bir gül dali görmüs ama üzerinde sadece dikenler varmis.Gözlerinden bir damla yas süzülmüs.O sirada delikanlinin bahçesine bir bülbül gelmis.Delikanlinin agladigini gören bülbül buna çok üzülmüs. Sabaha kadar gül dalinin basinda bildigi en guzel sarkilari söylemis bülbül. Bülbülün güzel sesinden etkilenen gul dal? sabaha dogru beyaz bir gül açmis. Oysa ki genç kirmizi bir istiyormus.Beyaz bir gülün açtigini gören bülbül gögsünü dikenlerden birine batirarak kaninin akmasini saglamis.Bülbülün gögsünden akan kanla beyaz gül kirmizi güle dönüsmüs. Sabah bahçesinde kirmizi bir gül açtigini gören genç gülü alarak kizin evine gitmis. Kapiyi yine kiz açmis.Kizin yeni elbisesinin yakasina altindan yapilmis bir gül taktigini görmüs.Kiza istedigi kirmizi gülü getirdigini,baloya birlikte gidip dans edeceklerini hatirlatmis. Oysa ki genç kiz baloya kuyumcu bir gençle gidecegini yakasina da altindan yapilmis bir gül taktigin söylemis ve kapiyi kapatmis.Delikanli çok üzgün bir sekilde oradan ayrılmıis. özlerinden durmak bilmeyen yaslar süzülüyormu?.Caddeden karsiya geçerken elindeki kirmizi gül yere düsmüs.Çamurlu ve karli yolda arabalarin altinda ezilen gül kaybolup gitmis.Genç üzgün sekilde evine dönerken bahçesinde gül dalinin yaninda yerde yatan bir sey görmüs.Hemen yanina gitmis.Yerde gördügü bir hiç ugruna caninveren fedakar bülbülmüs.........!

 

BİR KALP VE...

Delikanlı alaca karanlıkta yürürken, yumuşak bir
şeye çarptığını fark
etti.
Eğildi baktı. Aman Allah ım!... Ayaklarının
arasında, yuvasından ustalıkla
sökülmüş bir kalp duruyordu. Tıpkı resimlerdeki gibi
diri ve kanlıydı. Onu
büyülenmişçesine avuçlarına aldığında, dehşetinden
çıldıracak oldu.
Kalp tıp tıp atıyordu. Ve sıcacıktı. Delikanlı,
sanki ellerine yapışıp bir
başka uzvu haline geliveren kalpten
kurtulmak istiyor, fakat ne olduğunu bilmediği,
kestiremediği duygular
tarafından engelleniyordu. Bir müddet sonra
sakinleştiğinde, onun sahibini
bulmak için en yakındaki evin kapısını çaldı ve
zincir aralığından bakan
genç kıza:
- Bu kalp sizin mi? diye sordu. Biraz önce buldum
onu.
Kız, mahcup bir ifadeyle;
- Ben kalbimi, üç ay önce rastladığım bir vefasıza
kaptırdım, dedi. Yandaki
eve sorun, onların olabilir.
Kızın gösterdiği ev, göz kamaştırıcı bir villaydı.
Kapıyı açan
hizmetkarlar, onu üst kata çıkartarak evin beyine
götürdüler.
Delikanlı, yumuşacık halıların üzerine damlayan
kanları ayağıyla örtmeye
çalışırken:
- Bu kalp sizin mi acaba? diye sordu. Hala atıyor
da...
Beyefendi, ışıl ışıl parıldayan kristal kadehinden
höpürtülü bir yudum
çekerek:
- Ben kalbimi dünyaya sattım, canikom, diye sırıttı.
Komşu evde bir meczup
var, o bilir sahibini.
Delikanlı, hızla soğumaya başlayan ve atışları
gittikçe yavaşlayan kalbi
bitişik kulübedeki ihtiyara koşturarak:
- Bu sizin mi? diye sordu. Çabuk olun, neredeyse
duracak.
Yaşlı adam, okumakta olduğu Kuran ı yavaşça
kapatırken:
- Ben kalbimi, her şeyimle Allah a verdim, evlad,
diye gülümsedi.
Elindekinin sahibini, neden gidip anne ve babana
sormuyorsun?
- Her ikisi de yaşlanıp bunadı, diye üfüldendi genç.
Bir bebek gibi alaka
görmek istediklerinden, üç gün önce kavga edip
onları terk etmiştim.
İhtiyar adam, büyük bir üzüntüyle:
- Terk ettin ha..! diye mırıldandı. Terk ettin
demek.
Delikanlı, söylenenlere karşı kayıtsız görünüyordu.
Oysa ki yaşlı adam,
beklediği cevabı çoktan almıştı.
Delikanlıya doğru emin adımlarla ilerledi ve iki
eliyle kavradığı gömleğini
bir hamlede yırtarak açıverdi. Delikanlının sol
göğsünde, avuçlarında
tuttuğu kalp büyüklüğünde kanlı
bir boşluk vardı.

 

 

BİR KALP VE...

Delikanlı alaca karanlıkta yürürken, yumuşak bir
şeye çarptığını fark
etti.
Eğildi baktı. Aman Allah ım!... Ayaklarının
arasında, yuvasından ustalıkla
sökülmüş bir kalp duruyordu. Tıpkı resimlerdeki gibi
diri ve kanlıydı. Onu
büyülenmişçesine avuçlarına aldığında, dehşetinden
çıldıracak oldu.
Kalp tıp tıp atıyordu. Ve sıcacıktı. Delikanlı,
sanki ellerine yapışıp bir
başka uzvu haline geliveren kalpten
kurtulmak istiyor, fakat ne olduğunu bilmediği,
kestiremediği duygular
tarafından engelleniyordu. Bir müddet sonra
sakinleştiğinde, onun sahibini
bulmak için en yakındaki evin kapısını çaldı ve
zincir aralığından bakan
genç kıza:
- Bu kalp sizin mi? diye sordu. Biraz önce buldum
onu.
Kız, mahcup bir ifadeyle;
- Ben kalbimi, üç ay önce rastladığım bir vefasıza
kaptırdım, dedi. Yandaki
eve sorun, onların olabilir.
Kızın gösterdiği ev, göz kamaştırıcı bir villaydı.
Kapıyı açan
hizmetkarlar, onu üst kata çıkartarak evin beyine
götürdüler.
Delikanlı, yumuşacık halıların üzerine damlayan
kanları ayağıyla örtmeye
çalışırken:
- Bu kalp sizin mi acaba? diye sordu. Hala atıyor
da...
Beyefendi, ışıl ışıl parıldayan kristal kadehinden
höpürtülü bir yudum
çekerek:
- Ben kalbimi dünyaya sattım, canikom, diye sırıttı.
Komşu evde bir meczup
var, o bilir sahibini.
Delikanlı, hızla soğumaya başlayan ve atışları
gittikçe yavaşlayan kalbi
bitişik kulübedeki ihtiyara koşturarak:
- Bu sizin mi? diye sordu. Çabuk olun, neredeyse
duracak.
Yaşlı adam, okumakta olduğu Kuran ı yavaşça
kapatırken:
- Ben kalbimi, her şeyimle Allah a verdim, evlad,
diye gülümsedi.
Elindekinin sahibini, neden gidip anne ve babana
sormuyorsun?
- Her ikisi de yaşlanıp bunadı, diye üfüldendi genç.
Bir bebek gibi alaka
görmek istediklerinden, üç gün önce kavga edip
onları terk etmiştim.
İhtiyar adam, büyük bir üzüntüyle:
- Terk ettin ha..! diye mırıldandı. Terk ettin
demek.
Delikanlı, söylenenlere karşı kayıtsız görünüyordu.
Oysa ki yaşlı adam,
beklediği cevabı çoktan almıştı.
Delikanlıya doğru emin adımlarla ilerledi ve iki
eliyle kavradığı gömleğini
bir hamlede yırtarak açıverdi. Delikanlının sol
göğsünde, avuçlarında
tuttuğu kalp büyüklüğünde kanlı
bir boşluk vardı.

 

 

düşünce

23/3/2006 · Kategori: deneme

 

ACI AMA GERÇEK

Bugünlerde... Mallarimiz artti, keyfimiz azaldi. Daha büyük evlerde kaliyoruz ama daha küçük ailelerde yasiyoruz. Konforumuz artti ama zamanimiz daraldi. Diplomamiz bol ama sagduyumuz az. Uzmanliklar artti ama sorunlar çogaldi. Ilaçlar çogaldi, hastaliklar  artti. Sorumsuzca para harciyoruz ama az gülüyoruz. Trafikte çok hizliyiz ama çabuk parliyoruz. Aksam geç yatiyor, sabah yorgun kalkiyoruz. Az kitap okuyor, çok  televizyon seyrediyoruz. Varligimizi arttirdik ama degerlerimizi yitirdik. Çok konusuyor ama az gönül veriyoruz ve bol yalan söylüyoruz. Para kazanmayi ögrendik ama yuva kurmayi beceremedik. Hayata yillar ekledik, yillara hayat katamadik. Aya kadar gidip dönmeyi biliyoruz ama komsumuza geçmek için karsiya  geçmiyoruz. Uzaya ulastik ama ruhun derinliklerine inemiyoruz. Havayi temizledik ama ruhlari kirlettik.Atomu parçaladik, önyargilarimizi yikamadik. Çok  yaziyor ama az gelisiyoruz. Daha çok plan yapiyoruz  ama daha az sonuç aliyoruz. Acele etmeyi ögrendik ama sabirli olmayi asla... Gelirimiz artti, karakterimiz  zayifladi. Tanidiklar çogaldi, dostlar eksildi. Çabalar artti ama mutluluklar azaldi. Bilgisayar  aglari kuruyoruz, bilgi otoyollari insa ediyoruz ama kendi aramizdaki iletisimde zorlaniyoruz. "Dünya  Barisi" der, silahlaniriz! Daha mutlu olmak için "somurtarak" çalisiriz. Yani bugünlerde... Eve çift  maasin girdigi ama çiftlerin bosandigi... Güzel evlerin yuva olamadigi... Kisa seyahatlarin, kagit mendil gibi iliskilerin... Yika çik gönüllerin, tek  geceliklerin... Kilo dertlerinin ve her derde deva  vitaminlerin... Vitrinlerin dolu ama gönüllerin bos oldugu... Günlerde yasiyoruz!

 

 

 

 

ANNE KALBİ

Delikanlı,katı yürekli bir kızı sevmiş ve onunla evlenmek istemişti.Ancak kız,korkunç bir şart ileri sürerek:Senin sevgini ölçmek istiyorum,dedi.Bunun için de köpeğime yedirmek üzere bana annenin kalbini getireceksin. Delikanlı,tüyler ürperten bu teklif karşısında ne yapacağını şaşırmış ve uzun bir tereddütten sonra hislerine mağlup olup annesini öldürmeye karar vermişti.Annesi,belki de durumu farkettiği için oğluna fazla direnmedi.Ve çocuk,annesini öldürerek kalbini bir mendile koydu.Delikanlı,kızın isteğini yerine getirmiş olmanın heyecanıyla yolda koşarken,ayağı bir taşa takıldı.Kendisi bir tarafa,mendil içindeki kalp bir tarafa fırladı.Canının acısından,ağzından ister istemez"Ah anacığım!"sözleri döküldüğünde annesinin tozlara bulanan ve hala soğumamış olan kalbinden bir ses yükseldi:

-Canım yavrum,bir yerin acıdı mı?