• Arkadaşlarım

  • Bağlantılarım

DİVAN EDEBİYATI VE ÖZELLİKLERİ

31/12/2007 · Kategori: edebiyat

TARİHSEL GELİŞME,SANAT ANLAYIŞI,DİL VE ANLATIM

DİVAN EDEBİYATI VE ÖZELLİKLERİ
Türklerin İslam dini ve kültürünü benimsedikten sonra,Anadolu'da Arap ve özellikle Fars Edebiyatlarını örnek alarak oluşturdukları yazılı edebiyattır. Bu dönemin şairleri(ozanları) şiirlerini divan adı verilen kitaplarda topladıkları için söz konusu edebiyata da Divan Edebiyatı denilmiştir. Özellikle,medreseden yetişen aydın sanatçı ve yazarların saray ve çevresinde oluşturdukları bir edebiyat geleneği olduğu için,Havas(Yüksek Zümre) edebiyatı,Saray edebiyatı,Klasik Türk edebiyatı gibi adlarla da anılmaktadır. Divan edebiyatı sözünün 1900'den sonra ortaya çıktığı sanılmakta ve ilk defa kimin kullandığı bilinmemektedir.

TARİHSEL GELİŞME

Türklerin İslam Dinini kabul etmeleriyle toplum yapısı köklü değişikliklere uğrar. XII.yüzyıla gelindiğinde ise,saray,konak,medrese ve halk arasında değişik sanat ve edebiyat anlayışları kendini gösterir. Çağın genel çerçevesi içerisinde Arapça,bilim dili; Farsça,kültür ve sanat dili olarak benimsenir. Böylece Osmanlıca denilen bir karma dil ortaya çıkan ve arı(saf) Türkçe yi kullanan halk şairleri yanında bir de Osmanlıca ile eserler veren aydınlar sınıfı oluşur. Böyle olmakla beraber aydınları halktan tecrit(dışlamak) etmek mümkün değildir. Divan edebiyatı bütün yazılı edebiyatlar gibi iki ana kolda gelişme göstermiştir:
1-Şiir
2-Düzyazı

ŞİİRİN KURULUŞ DÖNEMİ(XIII.yy-XV.yy'ın ilk yarısı)

Bu dönemde sözü edilmesi gereken en önemli olay,Farsça çevirilerdir. Fars şiirinin doruklarından sayılan Sadî,Feridüddin Attar,Nîzami gibi şairlerin bazı kitaplarının çevrilmesi,Divan şiirinin biçim özünün belirmesinde büyük ölçüde rol oynadı. Gülşehri, Feridüddin Attar'dan genişleterek eklemeler yaparak ve kendinden de bir çok şey kattığı Mantık-ut-Tayr (Kuş Dili) adlı mesnevisinde,tasavvuf felsefesinin temel ilkelerini anlattı. Hoca Dehhanî,din ve tasavvuf konularını bir yana iterek maddi aşkı ve şarabı konu edinen şiirler yazdı. Anadolu'da Hurufiliğin yayılmasında büyük rolü olan ve düşünceleri şeriata aykırı görülerek derisi yüzülen Nesimî yalın bir dille ve etkileyici bir anlatımla tasavvuf konularını geniş kitlelere yaymaya çalışan uzun soluklu bir şiirin yaratıcısı oldu. Sivas ve dolaylarında hükümdarlığını ilan eden Kadı Burhaneddin,siyasal hırsını,mücadeleci kişiliğini yer yer sergilediği şiirlerinin yanı sıra ince mazmunlarla örülü tasavvuf şiirleri ile Divan şiirinin kuruluşundaki öncülerden biri oldu. Çelebi Sultan Mehmed'in,özel hekimliğini yapan şeyhi,İran'daki tasavvuf felsefesini ve İran şiirinin inceliklerini iyi bilmesinin üstünlüğünü en başarılı biçimde kullanarak,tasavvuf şiiri geleneğinde kurucular arasında yer aldı. Ahmed Dai dahi şiir ve düzyazı türündeki yapıtlarıyla,özellikle türkçenin bilim ve sanat dili olarak gelişmesine katkıda bulundu.

GEÇİŞ DÖNEMİ(XV.yy'ın ikinci yarısı-XVI.yy'ın başları)

Fars şiirinin örnek alınmasıyla oluşturulmaya çalışılan yeni yazılı edebiyat geleneği,özellikle saray ve çevresindeki ileri gelenlerin yakın ilgi ve maddi desteği ile gerçek kimliğini bulma yoluna bu dönemde girdi. Divan şiiri,diliyle,dünya görüşüyle,ilgi alanlarıyla ve konularıyla halkın yaşamından uzaklaşmaya,resmi,daha doğrusu bürokratik bir edebiyat niteliği kazanmaya başladı. Fatih sultan Mehmed'in vezirlerinden Ahmed Paşa tasavvufa pek ilgi duymayarak şiirlerinde yaşamı ve sevgiyi konu aldı. Necati,İran şiiri etkilerinden sıyrılıp,halkın dilindeki atasözleriyle,deyişlerle,nüktelerle örülü yalın sayılabilecek bir dil kullanarak,yaşamın sıcaklığını duyurmaya çalıştı.

OLGUNLUK DÖNEMİ(XVI.yy'ın başları-XVIII.yy'ın ilk yarısı)

Divan şiirinin biçim ve içerik bakımından kendi yolunu bulduğu bu dönemde farklı eğilimler ortaya çıktı. XV.yüzyılda Aydınlı Visali'nin denediği aruzla,ama içinde yabancı sözcük ve tamlama kullanmaksızın halkın diliyle ve deyiş özellikleri ile şiirler yazma yolunu Tatavlalı Mahremi ve Edirneli Nazmi sürdürmeye çalıştılar. Türk-i basit(Yalın Türkçe) akımı denilen bu yol,Divan şiirinin yerlileşmesine katkıda bulunduysa da Divan şiirinin gelenekleşmiş biçim ve içerik özellikleri bu akımın bu sürdürülmesine pek olanak tanımadı. Döneminde üstat olarak tanınan Zati,güzel buluşları,şiire yatkın dili ve nükteli deyişleriyle Necati-Baki zincirinde bir halka oluşturdu. İstanbul'dan uzakta olmasına karşın Divan şiirinin en büyük şairlerinden biri sayılan ve şiiri'süsü güzel söz olan bir sevgili'ye benzeten Fuzuli,yeni mazmunlarla süslemesini bildiği aşk şiirlerinde,lirizmin doruğuna ulaştı; tanrısal aşka ilişkin şiirlerinde ise,tasavvuf akımının ilkelerine ustaca yerleştirmeyi başardı. Gençliğinde,Batini inançlarını(Haşhaşiler) benimseyen Hayali,İstanbul'a geldikten sonra bu etkilerden sıyrılarak düş gücü bakımından zengin,söyleyiş bakımından rahat,yer yer özentilerle dolu bir şiir oluşturmaya yöneldi:Yaşamını,iç duyarlılığını ince hayallerle ördüğü dizelerine aktardı. Bütün isteği,Şeyhülislamlığa erişmek olan ama bu isteğini elde edemeden ölen Baki,şairlik yeteneği,dil ustalığı ve ince zevki ile Divan şiirinin ustaları arasındaki haklı yerini aldı: Yaşama sevincini ve zevkini,tasavvufa eğilim duymadan,ince söz ve anlam oyunlarıyla,sağlam ve tutarlı bir dille,yeni mazmun ve hayallerle anlattığı için'Sultan üş-Şuara'(Şairler Sultanı) diye adlandırıldı. Yaşamının büyük bir bölümünü Bağdat'ta geçiren ve bu nedenle 'Bağdatlı Ruhi'diye anılan Ruhi,tasavvufçu bir dünya görüşünü benimsemiş olmasına karşın,özellikle Terkibibent'inde çevresindeki sofuların ahlaksızlıklarını,iki yüzlülüklerini alaycı bir dille eleştirdi. Yazdığı hicivleriyle idamını hazırlayan Nefi,özellikle kaside ve hiciv alanında ün yaptı(zengin çağrışımlar eşiğinde ustaca kullanılmış abartmalar,zengin söz dağarcığı,şiire olan egemenliğinin başlıca göstergeleridir) Bir din adamı olmasına karşın Şeyhülislam Yahya,din dışı konuları yalın bir dil,zengin imge(hayal) yüküyle işlediği şiirleriyle Baki'yi Nedim'e ulaştıran gazel çizgisindeki basamaklardan birini oluşturdu. Nailî-i Kadim,sözcük seçimindeki titizliği ile anlatımındaki yoğunlukla,ortak mazmunlara kattığı özgünlükle gazelde ün yaptı. Mevlevi şeyhi Neşati, 'Sebk-i Hindi'(karmaşık mazmunlar,hayal oyunları alışılmadık benzetmelerle yüklü şiir dili) tarzının, öncülerinden biri oldu; titiz şiir işçiliği,uyuma verdiği önem,Nedim gibi büyük bir ozanın onun şiirini(bir gazelini) tahmis etmesine yol açtı. Urfalı Nabi,İran şairi Saip'in etkisiyle,bilgece sözlere dayalı düşünce şiirinin başlıca temsilcisi oldu(duyarlıktan ve zengin düşgücünden çok,düşüncenin egemen olduğu şiirlerinde,imparatorluğun çöküş psikolojisi görülebilir.) Lale devri İstanbul'un ünlü ozanı Nedim,Divan şiirinin yerleşmesinde büyük rol oynadı; Lale devrinin eğlencelerini niteliklerini soyutlamaya kaçmadan belirlediği güzelleri,dönemin gelenek ve göreneklerini,kısaca yaşamı,İstanbul türkçesinin inceliklerini başarıyla sergileyen şiirlerinde ustaca yansıt. Galata mevlevihanesi şeyhliğini yapan Şeyh Galip, 'Sebk-i Hindi'tarzının Divan şiirindeki en yetkin ustası oldu ve bu akımın etkisiyle ağır bir dille ve kapalı bir anlatımla,özellikle tasavvuf konularını işlemesi,bir bakıma Nedim'le başlayan günlük yaşama açılma,İstanbul Türk’çesine yönelme yollarını tıkadı.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »