• Arkadaşlarım

  • Bağlantılarım

MÜSLÜMANCA DÜŞÜNCE ÜZERİNE DENEMELER

23/3/2006 · Kategori: kitap

MÜSLÜMANCA DÜŞÜNCE ÜZERİNE DENEMELER

Yazar: Rasim ÖZDENÖREN

Yayınevi: İz Yayıncılık

 

PANORAMA

Bazı Genellemeler: Halen beş milyara yakın insanın yaşadığı yeryüzünde başka hiçbir ek faaliyete gerek duyulmadan mevcut nüfusun on mislini besleyecek seviyede bir üretim yapıldığı halde, milyonlarca insanın açlıkla pençeleştiği söylenirse ortada bir bozukluğun olduğu aşikardır.

Kaliforniya’nın portakal bahçelerinde günde üç portakal karşılığında bütün gün çalışmak zorunda bırakıldığından dolayı karnını doyuramayan tarım işçilerinin olduğunu, fakat bahçe sahiplerinin fiyatları düşürmemek için portakalları denize döktüğü bir dünyada ortada bir bozukluğun olduğunu görmek için Kaliforniya’ya gitmeye gerek yoktur.

Doğmuş çocuğu beslemek için sarfedilecek paranın ana rahmindeki çocuğun doğmaması için sarfedildiği yerde bir terslik var demektir.

İslamı Anlamak: Kafası Çağdaş putlarla iğdiş edilerek uzlaşmacı bir tavra sürüklenen bazı müslümanlar belki durumu bütün vahametiyle kavramakta acze düşmekte ve çoğu zaman da bilinçsizce İslam düşmanlarıyla aynı safta yer alabilmektedirler. Bakışlarımıza İslam’ın öngördüğü şartlar değil, fakat İslam -dışı

Dünyanın gözümüze taktığı gözlükler hakim kılınmıştır. Müslümanca bakmak nasıl olur? Müslüman kadar batının hasm-ı canı olduğunun bilincinde olan başka bir insan zümresi yoktur. Yalnız İslam kültürüdür ki, kendisinin dışında her türlü kültürü reddetmek durumundadır. İslam’ın kendisiyle bu uzlaşmaz durumunu ise batı çok iyi düşmandır. Bu yüzdendir ki olup bitenleri bizim göstermeye çalıştıkları gibi değil de müslümanca bir bakışla görmek zorundayız diyoruz.

Batı kültürü, bugün öyle bir “bilim” geliştirmiştir ki, bu bilimin hasılası diye bakılan “teknoloji” tabiatı tahrip etmeye yönelirken, bilimin kendisi de dini telakkiye muhalif olmayı adeta varlığının temel hikmeti diye kabul etmektedir. O kadar ki, insanların haya duygularına müdahale etmek, haya duygusunu iptal etmek bile, artık “bilim” yaftası ile peçelenebilmektedir.

Bizim dini görevimiz nedir?

Aslında bugün bizim belki de en önde gelen “dini görevimiz” dini hükümlerin bize kazandırdığı zihniyeti, telakki tarzını hayata hakim kılmaktır.

 

SAĞLIKLI DÜŞÜNMEYE DOĞRU

İnanmanın Diyalektiği: Dine Allah’ın emri olduğu için ve sırf bunun için inanmak asal bir usul meselesidir. Bu yüzdendir ki, akla mantığa yahut hikmete ve felsefeye uygundur diye dine inanmak küfür sayılmıştır. Dininin hükümlerine hiçbir sebeple mukayyed olmadan inanmak, inanmayı kendi hakikati içinde yakalamak ve öylece saklamak anlamına gelir.

Batı dünyasında bu konuda en tutarlı ve doğru yaklaşım içinde olanlardan biri Dostoyevski’dir. O da kendini batılı saymaz. Şöyle bir sözü var: “Hz. İsa’nın batıl olduğu matematik bir gerçeklikle ispat edilse bile, ben yine de onun yanında yer alırdım.” Şurası var ki, bir kez bu yoldan inanınca dinin hükümlerine ait hikmetlerin araştırılması yasak değildir. Bu türden araştırıcılık imanın kuvvetlenmesine yol açarken hikmete uygundur diye inanmak küfre götürebilir.

Çağın gözüyle mi İslam’a bakmalı, İslam’ın gözüyle mi çağa:

Müslüman, kendisini değerlendirmeye tabi tutmak isteyen “kıstası” “müslümanca” olup olmadığına göre değerlendirir. Eğer kullanılan kıstas geçirmeye çabalasın bir değer ifade etmez. Bir başka deyişle bizim için asıl olan bu kıstaslar hakkında İslam’ın ne dediğidir.

MÜSLÜMANIN ÖZELLİKLERİ

Yaklaşımlardaki Mizaç Faktörü: Asabi ve celadetli bir mizaca sahip olan Hz. Ömer Rasulullah’ın irtihali esnasında: “Kim, O öldü derse boynunu vururum” diyordu. Hz. Ömer ancak Hz. Ebubekir’in O’na diri ve kalıcı olanın Allah (cc) olduğunu Rasulullah’ın ise sadece kul olduğunu hatırlatarak “Bütün nefislerin ölümü tadacakları” na dair ayet-I kerimeyi okumasıyla toparlanabilmiş ve ancak o zaman hakikate teslim olabilmişti.

Hz. Ebuzer servet biriktirilmesine şiddetle karşıydı. İnsanları ellerine geçeni dağıtmaya teşvik ederdi. Hz. Osman’ın hilafeti zamanında ondan kişilerin ellerindeki serveti dağıtmaları hususunda devlet gücünün çalıştırılmasını talep etmişti. Fakat Hz. Osman, zekatını verdikten sonra geriye kalan servetini dağıtması hususunda insanların zorlandığına dair Allah Rasulü’nden herhangi bir sünnet intikal etmediğini söyleyerek, Hz. Ebuzer’in teklifini reddetmişti. Böylece kişisel cömertlik ve takva haliyle, şeriatın ölçüsü tefrik edilmiş oluyordu.

 

Nihai Hedef: Allah’ın Rızası: Müslümanları öteki din mensuplarından ayıran8 en önemli niteliklerden biri de her amelini, her davranışını “Allah Rızası” için ifa etmesi gerçeğidir. Müslümanın gayesi “Allah’ın Rızasını” kazanmaktır. Halen materyalistik bir bazda işleyen bir kafa yapısının önümüze getirdiği ve gerçekleştirmesini istediği hususların hiçbiri Müslüman için asgari bir düzeyde bile herhangi bir gaye değeri taşımaz. Materyalistik düşüncenin bize gaye diye gösterdiği herşey İslami bir hayatın sonucundan ibarettir.

Ayrıca şu inceliği de belirtmek gerekiyor; Karşılık beklemeden amellerini sırf Allah Rızası için işleyenler, Allah’ın vaadettiklerini umarak amel işleyenlerin umdukları bütün nimetlere ulaşırlar, belki biraz fazlasını da!

Bilgi ve bilinçlilik: İslam’a göre bir yaşama tarzını elde edebilmek İslam’a göre düşünmek ise, onun hakkında birtakım “maddi” bilgiler elde etmekle gerçekleştirilmez. Mühim olan kafatasını birtakım bilgilerle doldurmuş olmak değil, İslam’ın gerektirdiği “nosyon” içerisinde düşünebilme yeteneğidir. Prensiplere ulaşamamış bir bilgi manzumesi ne kadar yüklü olursa olsun, hiç beklenmedik yerlerde, kolaylıkla mihverinden sapabilir. Prensiplere ulaşabilen bir bilgi manzumesi ise “bilinçli” olmakla ilgilidir.

Bu müslüman bir yandan namaz kılar, orucunu tutarken, bir yanda da küfrün ve zulmün aleti olmaya bilerek veya bilmeyerek devam ederse, onda elbette belli bir bilincin bulunduğundan bahsedilmez.

Kul olarak Kendini Kavramak: Bugünkü hayat tarzının en önemli özelliği, müslümanı, farkında olmadan İslam dışı emirle itaat etmeye razı kılmasıdır. Dünyaya karşı muhabbet, bağlanma gün ve gün artmaktadır. Bugün sokakta ki Müslüman’ın çok sayıda küçük ilahları vardır fakat bilmemektedir. Çünkü kulluğunun farkında değildir, unutmuştur. Gene unutmuştur ki, Allah’tan başka ilah tanıyan Allah her şeyi ilah kılar Allah’tan başkasına kulluk edeni de Allah herşeye kul eder.

 

İSLAMIN’IN ÖZGÜNLÜĞÜ

İslam’ın Diyalektik Yapısı: İslam, onu bütün ruhuyla kavramayanlara oldukça “parodoksal” gelebilir. Bir yerde zenginliğin övüldüğünü görürsünüz, biryerde fakirliğin nimetlerinden bahsedilir. Bir yede insanların birbirine güvenmeleri gerektiği söylenirken, başka bir yerde tam tersini söyleyen bir ifadeyle karşılaşabilirsiniz. Bütün bu ifadelerin altındaki gizli anlamı (hikmet) kavramadan sadece lafızlara göre hükmetmeye kalkışırsak, içinden çıkılması imkansız çelişkilerle karşı karşıya bulunduğumuzu sanabiliriz. Fakat çelişki gibi görünen bu ve benzeri ifadelerin altındaki değişmez “temel bildiri”yi hesaba kattığımızda, bunların bütünüyle insanı apayrı bir hayat düzenine, yepyeni bir düzleme çağırdığını farketmekte gecikmeyiz.

 

İslam ve felsefe: Hayvanların filozofu merkep, Orwell’in “HAYVAN ÇİFTLİĞİ” adlı satirik romanında şöyle konuşur: “Allah bana sinekleri kovmam için kuyruk vermiş” der ve hemen arkasından ekler; “fakat ne sinekler olsaydı nede kuyruğum.” Burada hem felsefe ile istihza edilmekte, hem miskin bir ruh hali sergilenmektedir. Ayrıca miskin ruhların birtakım bahanelerle nasıl oyalandıkları da inceden inceye vurgulanmakta: Merkep kendisine verilen kuyruğu harekete geçireceğine, birtakım yersiz varsayımlarla avunmaktadır.

Felsefi düşüncede insanı harekete geçirici “cevher” yoktur. Şartlara müdahale etmekten sakınan insanlara zihin idmanı yaptırıyor sadece. Fakat bu zihin idmanı hayata yansımıyor. İnsanı sadece hayallerle (illüzyon) uğraştırıyor. Onu nihayet vehimlere götürüyor. Vehim, aklın kendi icadı olan fantezilerle, illüzyonlarla uğraşmasından başka birşey değil… Buysa yerinde sayarak yürümek gibi birşey. Ya da pandomim: Hayat yerine hayatın taklidi.

Batının kafa yapısı, dini de felsefe haline getirmiştir. Dinin hayatı sevk ve idare edecek yönünü iptal etmiştir. Marx, din afyondur, derken asıl bunu anlatmak istiyordu. Yani Hıristiyanlığın artık insanı harekete geçirici, sevk ve idare edici özünü yitirdiğini vurgulamak istiyordu.

İslam bir zihin fantazisi olarak indirilmemiştir. Yaşasın diye indirilmiştir. Dinin buyrukları yerine getiren, yasakladığı şeylerden sakınan insanların meydana getirdiği toplulukta, hayata, dünyanın gidişatına kendiliğinden müdahale edilmiş oluyor. Kuyruk altına üşüşmüş sinekleri “sinekler olmasaydı” diye düşünmek felsefenin işiyken, harekete geçip sinekleri kovmak dinin işlevi oluyor.

 

VAKTİ EN İYİ DEĞERLENDİRME ESASLARI

23/3/2006 · Kategori: kitap

VAKTİ EN İYİ DEĞERLENDİRME ESASLARI

(İSLAMDA ZAMAN TANZİMİ)

Yazar : İbrahim CANAN

Yayınevi : Cihan

Baskı : İstanbul / 1988 / 179 shf.

 

“İki şey vardır, insanların çoğu onun değerini bilmezler: Sıhhat ve boş vakit”(Hadis-i Şerif)

Hayata atılan bir kimsenin başarılı olmasında onun “zaman”anlayışının büyük önemi vardır. Zaman konusunda araştırma yapan sosyologlar ileri ve geri memleketler arasında zaman kavramının farklı telakki edildiği müşahede edilmiştir. Onlara göre ileri memleketlerde işlerin, önceden, zamana göre tanzimi ve her işin, ona tahsis edilen zaman dilimi içinde yapılması şarttır. Takvime göre hareket, hayatın disipline edilmesi, insan ömrünün azami şekilde verimli kılınması demektir.

KUR'AN'DA ZAMAN

Kuran-ı Kerim üzerinde dikkatleri canlı tutmak için zamanı hatırlatan tabirleri sıkça kullanır. Her çeşit farz, vacip ve nafile namazlar zaman tanzimine de yönelik gayeler taşımaktadır. Bu açıdan, din, amirlerin büyük çoğunluğuyla, insana zamanı azami ölçüde değerlendirmeyi öğretmektedir. Hatta asıl gaye budur denilebilir.

Kur'an'ın Zamanı İfade Şekli:

“Zaman” lugat açısından “uzun veya kısa vakit” anlamına gelir. Kur'an, zaman yerine daha çok vakit kelimesini tercih eder ve kullanır. Bu kelime lugat yönüyle “bir iş için belirlenen zamanın nihayeti”demektir. Kur'an-ı Kerim'de zamanla alakalı gün, hafta, yıl, asır, vakit, saat kelimeleri bir ferd için hangisi daha önemli ise önem miktarı kadar tekrar edilmiştir. Ferd için en ehemmiyetli gün olduğundan Kur'an'da en çok zikredilen “Yevm” yani “Gün” kelimesidir ki 475 defa zikredilmektedir. Kur'an-ı Kerim ilk sayfalarından itibaren, en son sayfalarına kadar, hiç fasıla vermeden, okuyucusuna zaman mefhumunu hatırlatmaktadır.

Arapçada “Leyl”(Gece) kelimesi güneşin batması ile, sabahleyin fecr-i sadık denilen ikinci fecrin doğuşuna geçen zamanı ifade eder. Geri kalan müddette de nehar (gündüz) denir. Kur 'an-ı Kerim'de gündüz (nehar) 57, gece (leyl) 92 kere zikredilir. Gece müddeti, yıllık olarak ele alınınca günün tam yarısı eder. Bu nedenle azami ölçüde değerlendirilmelidir.

Farz namazların mühim gayelerinden biri, Müslüman kimseye, günlük zamanı taksim ve programlama alışkanlığı kazandırmaktadır. Kıyamu'l leyl (gece kalkışı)'e Kur'an-ı Kerim önem vermektedir. Büyük İslam medeniyetlerinin parlama dönemlerini hazırlayanların hayatında gece kalkışı önemli yer tutar. Kıyamu'l leyl Peygamber Efendimiz'e (SAV) farzdı fakat ümmetine nafiledir. Bu sünnet Kur'an-ı Kerim'in emridir. “Rabbin adını sabah-akşam an (zikret). Geceleyin O'na secde et. O'nu geceleri uzun uzun tesbih et.” (İnsan 26). “Geceleyin secde ederek ve ayakta durarak boyun büken, ahiretten çekinen ve Rabbinin rahmetinden dileyen kimse inkar eden kimse gibi olur mu?” (Zümer 9). Fakat daha sonra (8 ayda 10 yıl arasında değişen bir müddet sonra geldiği belirtilir). Kur'an-ı Kerim'de gece kalkışıyla alakalı hafifletmeler ifade edilmiştir. Hastalar, cihada çıkanlar gibi mazeretliler muaf tutulmuştur. Gece kalkılacak müddet enaz gecenin dörtte biri, en fazla dörtte üçü olarak belirtilmiştir. Bu farklılık gecenin uzunluğundan dolayıdır. Kıyamu'l leyl öncelikle ibadet yani namaz ve tilavet-i Kur'an içindir. İlimle de meşgul olunabilir. Kıyamu'l leyli Kur'an-ı Kerim'de gece kelimesinin gündüz kelimesinden çok zikredilmesi ve bu emrin Pegamber Efendimize (SAV)'e peygamberliğinin ilk yıllarında verilmesi önemli kılmaktadır.

 

ZAMANLA İLGİLİ TELAKKİ VE TEDBİRLER

Vicdani tedbirleri almaya telakki diyoruz. İnsanın yaşadığının şuuruna erebilmesi için, ömrünün her gününü aynı tarzda geçirmemelidir. Bazı aylar, bazı saatler diğerlerine nazaran farklı olmalıdır. Dinimizdeki mübarek aylar ve günlerle bu sağlanmaktadır. Bu farklı değerdeki aylar, günler sayesinde insanda hasıl olabilecek monotonluk kırılmaktadır. Ahirete inanan, her gününden, her saatinden hesap vermenin endişesini vicdanının derinliklerinde duyan bir kimse için zaman değerlendirmede mühim bir telakki, ömrünü içinde bulunduğu gün bilmesidir. Birçok fenalıkların kaynağı tül-i emel denilen uzun yaşama vehmi kabul edilmiştir.

İslam dini günlük zamanı üç ana maksada uygun olarak programa bağlamamızı emreder;

1- İbadet

2- Rızkın Kazanılması

3- Hayatımızı murakabe ve tefekkür

 

PEYGAMBERİMİZİN HAYATINDA ZAMAN TANZİMİ

Peygamber Efendimiz (SAV) günlere göre haftalık, vakitlere göre günlük programlara tabi kılmıştır. Peygamber Efendimiz haftalık belli günlerde aynı işleri yapmaktadır. Günlük ise muvakkat işler ki bunlar önceden programlanmaksızın zuhur eden işlerdir. Bir heyetin kabulü, bir yabancının müracaatı , bir ihtiyacın zuhuru gibi. Bunlar imkan nisbetinde tanzime çalışılmıştır. Mutad işlerse aynı günlerde aynı vakitlerde yapılmaktadır. Her işe belli müddet vardır. O iş hergün aynı müddet içinde tamamlanmaktadır.

 

İSLAMDA TATİL VE İSTİRAHAT

Tatil kelimesi boş vakit anlamında kullanılacaktır. İslam tamamen boş geçirilecek bir vakit tanımaz. Kur'an-ı Kerim'de bize meşguliyetin değiştirilmesi suretiyle dinlenme elde edileceğine işaret edilmektedir. Buna bir nevi “çalışarak dinlenme” diyebiliriz. Müslümanlar, Yahudiler Hrıstiyanlar gibi tamamen “işsiz” geçirilecek bir haftalık tatil anlayışından uzak olmalıdır. Eğlencede şehvet duyma ve fitne çıkarma ihtimali halinde, nazarın haram olduğunda ittifak vardır.

“İslam boş zaman kabul etmez.” derken istirahatı reddeder manası çıkarılmamalıdır. Kur'an-ı Kerim'de en iyi dinlenmenin kişinin kendi evinde uyku ile olacağı beyan edilmiştir.

“Size geceyi örtü, uykuyu dinlenme (vasıtası), gündüzü de çalışma zamanı yapan Allah'tır.” (Furkan 25).

“Allah sizin için meskenlerinizi huzur ve sükun yeri kıldı.” (Nahl 16).

Yasak oyun ve eğlenceler; kumar oyunları, hayvanlarla oynamak, içkili, çalgılı, kadınlı eğlencelerdir. Bazı oyunların faydalılık yani cihada hazırlık yönü galebe çalar. Bu yüzden HzPeygamber (SAV) onları ısrarla teşvik etmiştir. Bu gruba yüzme, atma, binme, koşma ve güreş girer.

Meşru eğlence fırsatları ise çeşitli merasimler, ziyafetler (sünnet, doğum, seferden dönüş, yeni meskene girme, musibetten kurtulma) ve düğünlerdir.

 

İSLAM ALİMLERİNDE ZAMAN ENDİŞESİ

İslam alimlerinin zaman konusundaki müşterek telakkileri şöyledir: “Geçmiş zaman elden çıkmıştır, gelecek ise henüz gaybdadır, öyleyse mevcut olan senin içinde bulunduğun şu andır.” İslam alimleri yemek zaman, insanlarla münasebet, her an meşguliyet, son nefese kadar gayret ilişkisine vermiştir. Yemek-zaman ilişkisini minimum azaltmak için, ufalayıp tirit şeklinde ekmek yemekle, normal ekmek yemek arasındaki farkı bile hesaplamışlardır. Davut et-Tai bu zamanda 50 ayet okunacak kadar fark olduğunu tespit etmiştir. İmam Ebu Yusuf ise son nefesine kadar ilmi meşguliyette bulunmuştur.

SONUÇ:

Herşey imanda düğümlenmektedir. Bu sebeple, dinimiz kuru iman ve tatbikatı olmayan ilme itibar etmemiştir. Tatbikatı olmayan ilme “faydasız ilim” demiştir. Gençliğin daha sağlıklı, daha verimli kılınması için zamanla ilgili bazı prensipler şunlardır.

1- Gençliğe zaman şuuru verilmelidir.

2- Yıllık, aylık, haftalık, günlük planlar yapma, bu planlara uyma.

3- Gecenin değerlendirilmesi ayrı bir mesele olarak ele alınmalı, uyku miktarı iyice öğretilmelidir.

4- Devlet, yaş safhalarına göre kazandırılması gereken telakki ve alışkanlıkları tesbit etmelidir.

5- Devlet ve ebeveyn gençlik devresi üzerinde dikkatle durmalı, problemleri tesbit edip ısrarla üzerine gitmelidir.

 

 

ZAMAN YÖNETİMİ

23/3/2006 · Kategori: kitap

ZAMAN YÖNETİMİ

 Yazarı : Martin SCOOT

Yayınevi : Rota Yayınları

Baskı : İstanbul / 1995 / 204 shf.

 

BÖLÜM 1: SORUNLARI TANIYALIM.

Zamanı İyi Kullanmak Ne Demektir?

Zaman paha biçilmez bir kaynaktır ve akan zaman geri çevrilemez. Birçok kişi zamanının kendisine yetmediğinden yakınır. Bunun bir sorun değil de, hedeflerinin belirsiz olduğu, önceliklerinin iyi sıralanmadığı ve zamanının iyi planlanmadığı yolunda bir belirti olduğunu anlayana kadar. Fakat zamanı planlayamazsınız. O, belirli bir ritimde Ammansızca akıp gider. Aslında planlayabileceğiniz bir tek şey vardır, o da kendinizsiniz.”Kendinizi Planlamak” bu çalışmanın asıl başlığıdır. Konu sizsiniz, işinizi nasıl yaptığınız ve hayatınızı nasıl yaşadığınızdır.

Öncelikler.

Sorumluluklarınız ve çalışma saatiniz ile bir kaldıraç dengesi oluştursak. Siz terfi ettiğinizde sorumluluklarınız artacak ve sizin kaldıracı dengelemeniz gerekecektir. Bunun için sizin daha çok çalışmaya değil, kaldıraç dengesinde önemli olan işleri yapmaya ihtiyacınız var.

Kaldıraç dengesinde önemli yer tutan unsurlar:

  1. Eğitim( personel ve kendiniz için)
  2. Planlama.
  3. Bir sistem oluşturmak.
  4. İnsanlarla ilişkiler kurmak ve bu ilişkileri sürdürebilmek.
  5. Görev vermek ( hedefler göstermek ).

Dikkatimizi önceliklerimizden uzaklaştıran nedenler:

  1. Acil işler, krizler ve panikler.
  2. Yangın söndürmek zevklidir.(işyerinde oluşan küçük krizler, panik, vb. şeyleri engellemek için koşturmak ve kanımıza pompalanan adrenalinden dolayı hareketin verdiği zevk.)
  3. Adrenalin sonrası çöküntüsü. (planlı hareket edilmediğinden krizler sonrası yapacak iş bulamayıp sıkılma.)
  4. Yangını söndürenler terfi eder.
  5. Rahat, tanıdık, kolay işler.
  6. Anında ödüllendirilmek.

Zamanı iyi planlama işinin çeşitli yönleri gibi çözüm gayet basittir. Çözümün iki basamağı vardır; kaldıraç dengesinde önemli olan işlere daha çok vakit ayırmak ve öteki işleri çabuk halletmek.

Erteleme:

Erteleme etkileyici bir sözdür ama ertelemek insanı güçsüz düşüren bulaşıcı bir hastalıktır. Ertelemek zaman hırsızıdır ve beceriksizliğin bir başka biçimidir.

Ertelemenin çok nedenleri vardır ama bunlardan zaman harcamamıza sebep olanlar şunlardır:

-Bu iş çok büyük, nereden başlayacağımı bilemiyorum. (planlama yapılıp iş küçük parçalara ayrılmalıdır.)

-Bu iş çok bir karar vermemi gerektiriyor, ne yapacağımı bilmiyorum. ( kararın önemini ve aciliyetini belirleyerek hareket edin.)

-Bu iş hiç hoş olmayan bir şey yapmamı gerektiriyor.

-Kendimi pek iyi hissetmiyorum ve bu iş için yeterli enerjim yok.

-Sabah ve öğleden sonra işe başlamakta güçlük çekiyorum.

-İşlerimi kolay kolay bitiremiyorum.

Masanız Ve Çalışma Alanı:

Yöneticilerin üçte birinin düzensizlik sorunu vardır; bunun bir belirtisi de karışık bir masadır. Bazen hiç incelemeyeceğimiz şeyleri bile masamızın üzerine koyarız ve bir çok belgeyle kaplı bir masamız olur.

Bunun çözümü, gelen belgelerin önemine göre, hemen inleyebileceğimiz ve önemli olan belgeleri masanın üzerine koymak, sonra yapacaklarımızı veya yaptıklarımızı dosyalamak ve bizim için önemli olmayan belki de hiç okumayacağımız belgeleri hemen çöpe atmaktır. Ayrıca bilgisayar gibi teknik aletlerden de faydalanabiliriz.

Kesintiler:

Önemli bir işe yoğunlaştığınızda birisi beş dakikalık bir iş için sizi rahatsız etse belki bu rahatsızlık sizin yarım saatinize mal olacaktır. Rahatsız edilmekten korunmak için bir yönteminiz olmalı ve bunu sıkı bir şekilde uygulayın ki insanlar kabul etsin. İnsanlar engelinizi aşıp ta sizi rahatsız ettiğinde onları nazikçe uyarmalısınız.

Açık-plan bir büroda çalışan bir mühendis sık sık rahatsız edilmeyi önlemek için büyük bir oyuncak ayı almış ve onu masasının yanındaki dolabın üzerine koyup, iş arkadaşlarını şu mesajı vermiş;Ayı size gülümseyerek bakıyorsa beni rahatsız edebilirsiniz ama ayı ters duruyorsa bina yansa bile beni rahatsız etmeyin. Bu şekilde rahatsız edilmekten kurtulmuş.

Okumak:

Günlük okumanız gereken metinleri değerlendirin ve önemsiz olanları bir kenara bırakın. Çöpe atılması gereken şeyleri disiplinsizce okumak ve önemsiz materyaller, zamanı boşa harcar. Ayrıca okunması gereken çok miktarda materyal varsa bunları iş arkadaşlarınızla paylaşıp okursunuz ve önemli yerleri birbirinize aktarırsınız.

Bir şeyi okumaya başlamadan önce amacınızı belirleyerek plan yapın.

Okuma becerinizi geliştirin, böylece okumanız gerekenleri daha hızlı okursunuz.

Değişik materyalleri değişik hızda okumayı öğrenin ve okuduğunuz şeyi geçiştirerek değil de hakkını vererek okuyun.

Bellek:

Öğrendiğimiz şeyleri unutmak büyük bir zaman israfıdır. Unutmamak için, kendinize bir öğrenme sistemi geliştirin. Bir seminere katıldığımda, bir kitap okuduğumda ve bir şekilde hatırlamak istediğim bir bilgi bulduğumda, bazı özel notlar alırım- öyle uzun uzun değil, sadece birkaç anahtar sözcük; daha iyisi resim çizerim. Bir gün sonra bu notlara bakarım, bu notlar birer anahtar görevi görür: konuyla ilgili birçok ayrıntıyı anımsatır ve açarlar. Bu anahtar sözcüklere iki-üç gün boyunca bakarım, böylece bu bilgi uzun vadeli belleğime yerleşmiş olur.

Çalışma Saatleri:

Önemli olan uzun zaman çalışmak değil, gerektiği gibi çalışarak işleri halletmektir. Yorgunluk bir onur madalyası değildir.

Uzun saatler çalışan insanları ödüllendiren şirketler, etkili çalışanları cezalandırıyor demektir ve uzun saatler çalışan yönetici, çalışanları için çok kötü bir örnek oluşturuyor demektir.

Bence insanları uzun çalışma saati tuzağına düşüren üç büyük neden var: tembellik, kötü zamanlama ve hayır diyememe.

Yolculuk:

Yolculuk, birçok yöneticinin zamanı çarçur eden şeyler listesinde bulunur. Öte yandan onların çoğu, yolculuk yaparken harcadıkları zamanı azaltmak için pek fazla çaba göstermez. Yolculuk esnasında gazete, dergi veya kitap okunabilir, planlama gibi işler de halledilebilir. Araç telefonu gibi araçlarda yolculukta faydalı olabilir.

Bir de önemli olan, yolculuğa gerçekten ihtiyaç olup olmadığıdır. Bir düşünsek belki de işimizi telefon veya faksla halledebiliriz.

Toplantılar:

Eğer dokuz kişi saat 14.00 de toplantıya başlayıp saat 16.30 da bitiriyorsa, o toplantı üç çalışma gününü mahvetmiş demektir. Bir toplantı düzenlemeyi yada bir toplantıya katılmayı düşünüyorsanız, kendinize aşağıdaki iki soruyu sorun.

-Bu toplantı gerekli mi?

-Herkes bütün toplantı boyunca içeride kalmaya zorunlu mu?

İşte size bazı etkili toplantı önerileri:

-Mutlaka bir gündem olmalı.

-Konuyla ilgili kağıtlar önceden dağıtılmalı.

-İnsanlar hazırlıklı olmalı.

-Başkan, toplantıyı iyi yönlendirmeli.

-Başlangıç ve bitiş zamanı belli olmalı.

-Duyuru sayfaları ve görsel yardımcılar kullanılmalı.

-Uzun toplantılarda teneffüs olmalı.

-Tutanak tutulmalı.

-Toplantılarınız eğlenceli mi?

Stres Ve Sağlık:

Stres enerjinizi emer, karar verme gücünüzü ve performansınızı zayıflatır. Hastalık ve stres zamanı harcayıp işlerinize engel olduğundan sağlığın korunması kaldıraç dengesinde önemlidir. Strese tutulmamak için:

-Olabilecek en kötü şey nedir?

-Beş yıl sonra bunun benim için önemi olacak mı?

-Eğer sadece altı aylık ömrüm kalmış olsaydı buna nasıl bakardım?

Sorularını düşünün ve stresten kurtulmak için insanlarla dostluk ve egzersiz gibi yollar deneyin.

Zaman Çizelgesi:

Bir yönetici için zamanı nasıl geçirdiği çok önemlidir, çünkü işler zamanında bitirilmelidir. Zamanınızı gerçekte nasıl harcadığınızı bir zaman çizelgesi kullanarak bulmak, asıl sorunları bulmanıza yardımcı olabilir. Hangi işe ne kadar zaman harcadığını öğrenmek ve zaman çizelgesi bir yöneticinin çalışma yöntemini çok etkiler ve ona büyük katkı sağlar.

BÖLÜM 2 : İNSANLAR

Konularımız, işleri öncelik sırasına koymaktan sonra en önemli yeri tutan insanlara görev vermek, patronla ve öteki insanlarla uğraşmak gibi sorulardır. Yeni şirket modellerinde en önemli unsur insan yani müşteridir. Yönetici artık bir polis değil bir denetimci bir yönlendiricidir; yeni yönetici artık bir danışman, işleri kolaylaştıran ve çalışkanı destekleyen biridir. Yöneticinin etkili olması, insanlarla ilişkisine bağlıdır; İletişim becerisi, görev verme, liderlik ve şirketin hem içindekilerle hem de dışındakilerle çalışmak.

Etkili İletişim:

Toplumsal bireyler olarak varlığımız iletişime dayanır, ancak iletişim konusunda gösterdiğimiz beceriksizlik, şirketlerde büyük yetersizliklere yol açmaktadır. Dolayısıyla zamanı çarçur eden önemli unsurlardan biridir.

Bu bölümde iletişimin altı yönü incelenecek;

  1. Genel İletişim İlkeleri: Herkes kendi istediği şeyi duyar ve kendi beklentilerine uymayan mesajları almamaya eğilimlidirler. İletişimde en büyük hata iletişim kurduğunu sanmaktır. Yanlış anlaşılma olasılığını azaltmanın yolu; mesajları kolay anlaşılır şekilde vermek ve mesajın anlaşılıp anlaşılmadığını sürekli kontrol etmektir.
  2. Yazılı İletişim: Geribildirim alınamadığından dolayı yazılı iletişim etkisi az olan bir yoldur. Birine not göndermek iletişim değildir. Ama böyle bir şey yapılacaksa raporunuz veya yazınız kısa, öz ve anlaşılır olmalıdır.
  3. Topluluk Önünde Konuşmak: Bu sonradan kazanılan bir beceridir ve herkes bu beceriyi elde edebilir, hatta utangaç ve içe kapanık olsalar bile. Dinlediğiniz konuşmacıların yaptıkları hataları yapmayarak bu konuda başarılı olabilirsiniz. Unutmayın; dinleyicilerde sizin iyi bir konuşma yapmanızı ister.
  4. Dinleme Becerisi: Dinleme yeteneği de konuşma gibi gelişebilir. Birini dinlemek ona gösterdiğiniz en üst düzeyde saygıdır. Bu, onlara değer verdiğinizi gösterir. Etken dinleme sadece söylenileni dinlemek değil, konuşan kişiyi konuşması için yüreklendirmek ve ona bu yolda yardımcı olmaktır. İnsanların çoğu konuşmayı sever, siz de onları dinleyerek onlara olan saygınızı gösterirsiniz.
  5. İkna Edici Konuşma: Bunun için dostça ilişki kurun, öteki insanların görüşlerini ve gereksinimlerini belirleyin, kendi konumunuzu açıklayın, bütün olasılıkları araştırın, görüşün ve anlaşın.
  6. Sözsüz İletişim: Alınan mesajların çoğu sözsüz işaretlerden elde edilir. Karşınızdakilere açık bir duruş sergileyin, sık sık gözlerinin içine ve yüz ifadelerinizi gevşetip gülümseyin.

Görev Vermek:

Yöneticilik, emirler vererek işlerin yapılmasını sağlamaktır. Bu tanım, insanlara görev vermek anlamına gelir.

Eğer iyi bir yönetici olmak istiyorsanız, çalışmalarınızı, size sorunları değil, her zaman önerilerini getirecek biçimde eğitin görev verme sanatını öğrenip görsel bir yönetici olun. Çalışanlarınızla birlikte zaman geçirin ve bu süre içinde : onlara öğüt verin, danışmanlık yapın, onları galeyana getirin ve hedefleriniz konusunda hemfikir olmaya çalışın.

Görevlendirmeyi Engelleyen Tuzaklar

-Görevlendirmek nispidir.

-Çalışanlarım aptaldır.

-İş yapmak yönetmekten daha zevklidir.

-Ben bunu daha iyi yaparım.

-Ben bir uzmanım.

-Kendim daha çabuk yaparım.

-Bu işi yapmak hoşuma gidiyor.

-İnsanlara yardım edeyim.

-Çalışanlarımın işi başından aşkın.

-Gösteriş yapmak.

-Güvensizlik duygusu

Ayrıca gerekli sorumlulukları verdiğiniz iyi bir sekreterde sizin işlerinizi kolaylaştıracaktır

Lider Olarak Yönetici:

Her zaman hedefleri görev olarak verin, insanlara sonuç olarak nelere ulaşmaları gerektiğini anlatın, sonrada bu sonuçlara nasıl ulaşacaklarına karar vermeleri için biraz özgürlük tanıyın. İnsanların şirkete bağlanmasını sağlayın. Modern bir şirkette niteliği belirleyen başlıca şey, otorite değil bağlılıktır. İnsanlara değer verin. Onları dinleyin ve ödüllendirin. Olumsuz uyarılardan kaçınmaya çalışın. Yöneticiler aynı zamanda bir öğretmen gibi personelini yetiştirmelidir de.

Patronu İdare Etmek:

Eğer başkası için çalışıyorsanız kendinizi onların önce liderine göre ayarlamalısınız. Patronunuzu rahatsız etmek sizin için hiç iyi olmaz. Bu yüzden neyin yapılması gerektiğine karar verin ve bunu yapın, sonra patronunuza neler yaptığınızı anlatın. Böylece onun sakin kalmasını sağlarsınız.

Patronunuz size yetki vermediğinde veya çok yetki sahibi olup ta sorumluluktan kurtulmak istediğinizde ; bir iş için ne yapılması gerektiğine karar verin. Önerilerinizle birlikte patronun odasına gidin ve işlerinizi halledin. Bu sayede bir süre sonra yetki sahibi olursunuz veya yetki sahibi iseniz mesuliyetten kurtulursunuz.

Ötekilerle çalışmak:

Bizler müşteriler ve tedarik sağlayanlar gibi, kendi şirketimizin dışındakilerin yanı sıra kendi şirketimizdeki insanlarla da uğraşmak zorundayız.

Kaliteli hizmet için müşterilerin ihtiyaçlarını keşfetmeli ve onları karşılamalıyız. Ayrıca onlardan gelen küçük şikayetleri bile ihmal etmeyip gidermeye çalışmalıyız.

Etkili yöneticiler ister şirket içi ister şirket dışı olsun, kilit ilişkilerinin arasında bir ilişki ağı kurarlar. Bu insanlarla birlikte zaman geçirerek onları birey olarak tanımaya ve aralarında bir güven oluşturmaya çalışırlar. Bu uzun vadede kaldıraç dengesi için çok önemlidir. Bu yöneticiler başkasının yardımı olmadan kayda değer sonuçlara ulaşamayacaklarını ama herkes için zamanları olmadığını bilirler.

BÖLÜM 3 : BUNU NİYE YAPARIZ?

Bunu Niye Yaparız?

Bu sorun ve çözümü yıllardır bilinmektedir. Fakat birçok yönetici hala aynı tuzaklara düşmektedir. Sorunları çözmekte yapılan en büyük hata, belirtiler üzerinde yoğunlaşıp, sorunların altında yatan nedenleri görememektir. Sorunların en iyi çözümü temeldeki problemleri tespit edip onları bir daha ortaya çıkmayacak şekilde çözmektir.

Net hedeflerimiz ve bir stratejimiz olmadan hareket ederiz. Olayların akışına kendimize bırakıp zamanın parmaklarımız arasından akıp gitmesine izin veriniz. Neden?

Siz Saf Bir Güvercin misiniz Yoksa Bir İnsan mı?

Bir çok durumda tutumlarımız ve inançlarımız başka şey söyler ama başka türlü davranırız. Perhiz yaparken güzel bir pasta ikram edilse yer-o anki lezzeti düşünerek-perhize yarın devam ederiz. Uzun vadeli planlarımızı ihmal etmemize yol açan olay ve hoş işleri yaparak büyük planlarımızı mahvedebiliriz. Bu vartaya düşmemek için hedeflerimizi belirleyip onlar için çalışacak kadar güçlü ve iradeli olmalısınız.

En Büyük Zaman İsrafı:

Bir çok yönetici, başarılı olduğu zaman kendisini ön plana çıkarır fakat başarısız olursa, patronun kabahati, toplum böyle, çok şanssızım ve benim suçum değil gibi bahanelerle kendin avutur. İşin kötü tarafı ortada gerçekten suçlanacak kendinden başka kimse yoktur, iyi tarafı ise problemin çözülebilir olmasıdır.

Alışkanlıklar:

Biz alışkanlıklarımıza bağlı varlıklarız ve onlar bizim hayatımızı kolaylaştırır. Örneğin, araba kullanmak bir alışkanlık meselesidir. Kötü olmasına rağmen sürdürdüğümüz alışkanlıklarımız da vardır ve bunların değiştirilmesi gerekir. Bunun için:

-Nasıl bir değişiklik yapmak istediğinize karar verin ve hemen bu değişikliği yapın.

-Bir anda çok şey değiştirmeye kalkışmayın. İlk değişiklikte ustalaştıktan sonra ikincisine geçin.

-Yeni davranışlarınız için kendinize net ve ölçülebilir başarı standartları belirleyin.

-Asla ve asla istisna kabul etmeyin.

-Sonuçların aniden değişmesini ummayın. Bu iş zaman ve çaba gerektirebilir.

BÖLÜM 4: BAŞARI İÇİN PLANLAMA

Bize yön vermesi için hedeflere, bu hedeflere ulaşmak için plan yapmaya gereksinimimiz vardır ve kat ettiğimiz yolu bu planla düzenli olarak karşılaştırmamız gerekir.

Hedef Belirleme Ve Değerler:

Neye ulaşmak istediğimizi bilmezsek zamanı kontrol edemeyiz. Hedefler zamana anlam verir ve yapmamız gereken seçimler için bir iskelet oluşturur; net hedeflerimiz olmazsa zamanı iyi kullanmak anlamsız kalır. Başlıca, kişisel, ailesel, işsel ve toplumsal konularda net hedeflerimiz olmalıdır.

Hepimizin yaşamımıza anlam katan, bizi insanlığın bir parçası yapan ve sonuç olarak uğruna savaşacağımız değerlerimiz vardır. Değerler ilerleme güdümüzün dayandığı noktalardır. Davranışlarımıza heves, bağlılık ve enerji verirler. Hiç bir baskı bizim içimizden kaynaklanan bir baskıdan daha güçlü olamaz; bu baskılar yaşamımızın renklerini belirler ve her olaya karşı davranış biçimimizi düzenler.

Önemli olan sadece plan değil, bu plana bağlılıktır. Hedeflerinizin kendi hedefleriniz olduğuna ve bunlara gerçekten ulaşmak istediğinize emin olun. Bunları yazıya dökün ki sık sık bakıp hangi yolda ilerlediğinizi bilesiniz ve bu hedefleri hep olumlu cümlelerle tanımlayın; “Yapacağım......”. Bunlara ulaşmayı ummuyorsanız, ulaşamazsınız.

Stratejik Planlama:

Eski bir Çin Atasözü şöyle der: “Balık tutmak amacıyla ırmağa gitmek yeterli değildir, yanınızda ağ da götürmelisiniz. Yani, plansız hedef sadece bir düştür. Plan yapmanın amacı bir hedefe ulaşmak için yapılacak işleri kolaylaştırmaktır. Her plan açık bir hedef ve bunu izleyen adımları kapsamalıdır. Bu adımlar:

-Kolay tanımlanabilir

-Ölçülebilir

-Zaman çizelgesi olan

-İlerlemeyi karşılaştırmak için denek taşları bulunan

-Geribildirim alınabilecek adımlar olmalıdır.

Taktik Planlama:

Her zaman ölçüsü için hedef belirlenebilir ama planlama kısa zaman aralıkları için uygundur. Bir yaşam boyu izleyeceğiniz bir hedefiniz olabilir ama ayrıntılı planlar şu soruya cevap vermelidir: “Bu hedefe ulaşmak için bu hafta ne yapmalıyım.” Ayrıca, bütün zaman planlama sistemleri esnek olmalıdır.

Yıllık planlar kabataslak, aylık planlarda önemli iş ve randevular belirlenmiş, günlük planlar ise net olmalıdır. Fakat günü bütün ayrıntılarıyla planlamak yanlıştır çünkü böyle planlar her zaman için bozulur. Uyabileceğiniz kolay bir plan yapmak, uyamayacağınız zor bir plan yapmaktan çok daha iyidir.

Başarılı bir yaşam başarılı günlerden oluşur ve başarılı bir gün genellikle bir planla başlar. Planınız olmadan karmaşa hüküm sürecektir.

Ajandalar:

Ajandalar, kendimizi düzene sokmak için kullanılan bir sistem, taşınabilir bir bürodur. Zamanı iyi kullanmak gibi, bu da monoton bir işe yada kendi içinde bir amaca dönüşmemelidir. Bu size hizmet edecek bir araçtır, sizi daha etkili ve yararlı olmaya iten, böylece stresinizi azaltan bir araçtır. Unutmayın ki; karışık bir masaya bir de ajanda eklemek bir felaket doğurur.

Ajandanızı strateji bölümü, planlama bölümü, veri bankası ve notlar gibi bölümlere ayırarak kullanabilirsiniz. Başarılı insanların çoğu, son derece yaratıcı olanlar dahil, gelişmiş bir düzen sistemine sahiptirler ve sistem genellikle bir ajanda üzerine kurulmuştur.

Harekete Geçmenin Başlangıcı:

Planlama uygulamaya yani hayata dönüşmezse hiç bir işe yaramaz. Yaşam, siz başka planlar yaparken olup biten şeylerin toplamıdır. Yaşam bir şeyler yapmaktır. Peki siz ne yapacaksınız?

Kendinize bir hedef belirlemeli ve o yönde hareket etmelisiniz. Hedef belirlerken çok özen göstermelisiniz. Fazla hırslı olmayın; her ay kalıcı ve başarılı bir değişiklik yapmak sekiz değişikliği başaramamaktan iyidir. Alışkanlıklar, kaslar gibi kullanıldıkça güçlenir.

Zamanınızı ve yaşamınızın kontrolünü elinizde tutun.

Gün bugündür.

Yer burasıdır.

Yaşam sizin yaşamınızdır.

Günü yakalayın.

Bu anı kullanın.

Şimdi harekete geçiniz.

 

Kitaplık Klavuzu ve Temel Kitaplar-3

29/11/2005 · Kategori: kitap

Tasavvuf

Tasavvuf Tarihi/M. Ali Ayni

Tasavvufun Mahiyeti / İbn Haldun'dan Süleyman Uludağ

Tekkeler ve Zaviyeler/Mustafa Kara

Tasavvuf ve Tarikatlar/Selçuk Eraydın

 

 

Düşünce

İslam Düşüncesinin Teşekkül Devri/M. Watt

(Tercüme: E. Ruhi Fığlalı)

İslam Düşüncesinin Yapısı/Süleyman Uludağ

Din Felsefesi/Mehmed Aydın

İslam Felsefesi/H. Ziya Ülken

İslam ve İlim/S. Hüseyin Nasr (Çev. İlhan Kutluer)

 

 

Yıllık

Türkiye'de geçen asırda oluşturulmuş yıllık geleneği, ne yazık ki bu yüzyılda sürdürülemedi. Geçen yüzyılda vilayet salnameleri (yıllıkları) muntazaman yayınlanmışken, Cumhuriyetten sonra iki defa il yıllıkları çıkarıldı. 1967 ve 1973 il yıllıkları hala illerimizle ilgili müracat kitabı olarak ilk hatırlanan eserler durumunda. Kültür ve sanat alanında bir süre Varlık yıllığı tek yayın oldu. Daha sonra Nesin, Suffe yıllıkları kesintili olarak yayınlandı. Bu arada bir Çocuk Edebiyatı Yıllığı yayınlandı (3 yıl). Gazetelerin yayınladığı yıllıklar için de aynı durum sözkonusu. Halen Cumhuriyet gazetesi, kendi muhtevasından seçmeler mahiyetinde yıllık yayınlıyor. Basın -Yayın Genel Müdürlüğü ile Devlet İstatistik Enstitüsü alanları ile ilgili yıllık yayınlıyan kamu kuruluşları.

Türkiye Kültür ve Sanat Yıllığı/Türkiye Yazarlar Birliği y.

15 C. 1984'den beri yayımlanıyor.

Türkiye Aile Yıllığı (1990)/ Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu Y.

 

 

Atlaslar

Büyük Atlas/ Faik Sabri Duran

Modern Büyük Atlas /Basim Darkot- L. Visiting- U. Bonapace

Türkiye Atlası/ A. Tanoğlu - E. Tümertekin - S. Erinç

Tarih Atlası /F. Reşit Unat

 

 

Tıp-sağlık

Çocuk Bakım ve Eğitimi / B. Spock (Çev. Z. Avcı)

(B. Spock, bu kitaptaki çocuk eğitimi ile ilgili görüşlerini değiştirmiş ve yeni bir kitap yazmıştır. Fakat henüz bu kitap dilimize çevrilmemiştir. )

Annenin Kitabı /İhsan Doğramacı

(Muhteva olarak bir önceki kitaba benzemektedir)

Bebeğimiz / Nurten Meriç

Çocuk Bakımı ve Terbiyesi / İnci Beşoğul

Çocuk Hastalıkları ve Tedavisi / İhsan Yalbır

Çocuk Ruh Sağlığı /Atalay Yörükoğlu

Ev Doktoru / Wolfgang Juhre (Çev. A. Mustafa Gedemeçoğlu)

A'dan Z'ye Şifalı Bitkiler Ansiklopedisi / A. Ayhan Yalçın

Şifalı Bitkiler ve Şifalı Sular /Cemal Anadol

Şifalı Nebatlar /Ali Gürbüz

Şifalı Bitkiler ve Tıbb-ı Nebevi / Abdülkadir Eroğlu

Beslenme-Yemek

Türk Sofrası / Berrin Ardakaç

Yemek Öğretimi / E. Muhittin Yeğin

Türk Mutfak Sanatı / Necip Usta

Türk Tatlı Sanatı / Necip Usta

Türk Mutfağından Seçmeler / L. Cılızoğlu Eryılmaz

Yemek Kitabı / Cemaliye Türer

Yemek Kitabı / İnci Beşoğul

Sıhhatli Yaşamak İçin Yemek Kitabı / Ali Gürbüz

 

 

Çeşitli

Sürücü Eğitimi / A. Taşkıran-K. Yaşar-H. İ. Somtürk- H. Gürbüz

Süs ve Salon Bitkileri / L. Arif Kanber

 

 

Evimizin kitaplığında bulunması gereken diğer kitaplar

Evimizin kitaplığında müracaat kitapları dışında bulunması gereken başka eserler var mıdır? Bir kitaplık sadece müracaat kitaplarından oluşmayacağına göre, bu kitaplar dışında eserlerin de kütüphanemizde bulunması gerekir. Edebi eserler, fikri eserler, araştırma ve inceleme kitapları kütüphanelerimizde önemli bir yer işgal edecektir.

Şiir kitapları, romanlar, hikaye kitapları, deneme türünden kitaplar bize aynı zamanda dil zevki verir. Edebi eserin derinliğine girmek, sanat eserinden haz almak, karmaşık bir fikri-felsefi kitabı okumak hiç bir zaman elde edilemiyecek bir doyum sağlıyabilir. Zihnimizi, eski deyimiyle, muattal olmaktan bu tür eserler okuyarak kurtarabiliriz. Bilgi edinmek, biteviye ansiklopedik malumat toplamak, onları yorum amacıyla kullanmadıktan sonra zihin hammallığıdır. Düşünce ve estetik melekelerimizi üstün fikri ve edebi eserler okuyarak geliştirebiliriz.

 

 

Kitaplığımızda mutlaka bulunması gereken on eser

Her dilin, her kültürün herkes tarafından okunan, bilinen kitapları vardır. Bu eserler hem edebi verim olarak yüksek seviyededir, hem de o dil veya kültürü ifade etme , temsil etme özelliği taşırlar. Belki bu eserler için o dil veya kültürün "klasikleri" demek doğru olur. Türkçe için böyle bir tasnif yapılmamıştır. Herkesin okumakta, kütüphanesinde bulundurmakta ittifak ettiği eserler için bir liste vermek oldukca güçtür. Biz burada en fazla kabul gördüğünü tahmin ettiğimiz on eser :

 

 

Dede Korkut Kitabı

Yunus Emre Divanı

Mevlid/Süleyman Çelebi

Fuzuli Divanı

Karacaoğlan/Şiirler

Safahat/Mehmed Akif Ersoy

Hikayeler/Ömer Seyfeddin

Kendi Gök Kubbemiz/Yahya Kemal Beyatlı

Çile /Necip Fazıl Kısakürek

Beş Şehir/Ahmet Hamdi Tanpınar

 

Bu on eser listesini roman, hikaye, şiir, tiyatro eserleri için ayrı ayrı tanzim etmek, böylece kütüphanemizde mutlaka bulunması gereken kitaplar listesini genişletmek mümkündür. Tanzimat sonrası edebiyatımız için böyle bir liste denemesi sunmak istiyoruz:

 

 

Şiir

Rubab-ı Şikeste / Tevfik Fikret

Safahat /M. Akif Ersoy

Piyale / Ahmed Haşim

Kendi Gök Kubbemiz/ Yahya Kemal Beyatlı

Çile / Necip Fazıl Kısakürek

Otuz Beş Yaş / Cahit Sıtkı Tarancı

Om Mani Padme Hum / Asaf Halet Çelebi

Sisler Bulvarı/ Attila İlhan

Şahdamar /Sezai Karakoç

Divançe / Behçet Necatigil

 

 

Roman

Aşk-ı Memnu / Halid Ziya Uşaklıgil

Çalıkuşu /R. Nuri Güntekin

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu / Peyami Safa

Yaban/Yakub Kadri Karaosmanoğlu

Sinekli Bakkal / Halide Edib Adıvar

Üç İstanbul/ Midhat Cemal Kuntay

Fahim Bey ve Biz / Abdülhak Şinasi Hisar

Saatleri Ayarlama Enstitüsü / Ahmet Hamdi Tanpınar

Küçük Ağa/Tarık Buğra

Devlet Ana /Kemal Tahir

 

 

Hikaye

Bir Yazın Tarihi / Halid Ziya Uşaklıgil

Memleket Hikayeleri / Refik Halit Karay

Bomba-Beyaz Lale/ Ömer Seyfeddin

Hikayeler/ M. Şevket Esendal

Değirmen / Sabahattin Ali

Lüzumsuz Adam /Said Faik

Oğlumuz / Tarık Buğra

Yaz Yağmuru / A. Hamdi Tanpınar

On İkiye Bir Var /Haldun Taner

Yoksulluk İçimizde /Mustafa Kutlu

 

 

Oyun

Vatan Yahut Silistre / Namık Kemal

Finten /Abdülhak Hamid Tarhan

İstanbul Efendisi /Müsahipzade Celal

Bir Adam Yaratmak / Necip Fazıl Kısakürek

Yaprak Dökümü /Reşat Nuri Güntekin

Köşebaşı /Ahmet Kutsi Tecer

Sersem Kocanın Kurnaz Karısı /Haldun Taner

4. Murad / Turan Oflazoğlu

İbişin Rüyası/ Tarık Buğra

Akümülatörlü Radyo / Tarık Buğra

 

 

Kıymetli kitaplar ve aile kitaplığı

Bir ev kütüphanesi için gerekli olabilecek kitaplarla ilgili listeler düzenlerken, 'kütüphaneninizde bunlardan başka kitap olmasın, bu listedeki kitaplar yeterlidir' demek istemiyoruz. Şüphesiz, ev kitaplıkları da biraz ev mensuplarının ilgilerine, eğilimlerine ve ihtisas alanlarına göre şekillenecektir. Bir edebiyat meraklısının daha çok edebi eserlere ilgi göstermesi olağandır. Mühendislik, tıp ya da matematik tahsil etmiş olanların, edebi eserlere, sosyal bilimlerle ilgili eserlere , hatırat veya gezi kitaplarına hiç bir şekilde ilgi göstermeyecekleri görüşü de yanlış. Aksine, bu dallarda yetişmiş olanların belki de daha fazla edebi eserlerle, sosyal bilimlerle ilgili kitaplarla karşı karşıya gelmeleri halinde kazanacakları çok şey var.

Diğer bir konu da, evimizin kitaplığına şu veya bu şekilde intikal etmiş kıymetli kitapların durumudur. Günümüzde, "eski yazı"yı, yani Osmanlı harflerini okuyup yazanlar hayli azaldı. Bütün eski harfli kitapları Kur'an-ı Kerim sanan, ya da Osmanlı harfleriyle yazılmış bütün kitapların arapca olduğunu düşünenler bir hayli fazla. Bu yüzden dededen-badan intikal eden yazma veya basma eski harfli kitaplar -eskiliklerinin, uzun süre kıyıda köşede bakımsız kalmanın verdiği görünüm bozukluklarının da etkisiyle- bir an evvel elden çıkarılmak istenmektedir. Bu elden çıkarma yöntemleri arasında "eski , nasıl olsa kimsenin işine yaramaz" diyerek sobaya havale de var.

Günümüzde eski harfli kitap, yazma veya basma 'nadir bulunur' hale gelmiştir. Bu yüzden atalarımızdan bize intikal eden ve tam manasıyla milli servet olan bu eserlerin mümkün olduğu kadar ziyan olmaması için gereken titizliği göstermek durumundayız. Belki babadan kalma bir yazma, örneği olmayan, tek nüsha bir kitaptır. Basma kitaplar için de aynı şey sözkonusu olabilir. Kanun emriyle kitap derleme uygulamasının olmadığı döneme ait bazı basma kitapların nüshaları Milli Kütüphane'de bile bulunmayabilir. Her iki halde de, maddi olarak ifade etmek gerekirse, bir serveti yakabilirsiniz, yok edebilirsiniz. En iyisi bir uzmana danışmadan bu kitaplar hakkında bir karar vermemek.

İşin başka bir yönü daha var: Size intikal etmiş kitap sözünü ettiğimiz gibi, tek nüsha olmayabilir. Bir servet değeri taşımıyabilir. Buna rağmen, halen kütüphanenizde bulunan kitaplardan farklı bir dönemi ve tarzı temsil ettiklerinden ayrı bir önem taşımaktadırlar. İstanbul'da bir ahşap yalı, ülkemizin başka bir yerinde ker**ç ya da kargir bir konak birinci sınıf mimari eser olmamaları halinde bile korunmaya alınıyor. Sizin elinizdeki kitapın bu yalıdan veya konaktan ne farkı olabilir? Bu kitapları mümkün olan ihtimamı göstererek kütüphanenize yerleştirin. Göreceksiniz, kitaplığınızı inceleyenler en çok onlar üzerinde duracaklar ve size gıpta edeceklerdir.

 

 

Kitapların korunması

Kitap, kullanılan malzemenin yapısı itibarıyla çeşitli etkiler sonucu yıpranır, bozulur. Ne güneş, ne de nem kağıdın hoşlandığı şeylerdir. Bu yüzden kitaplarımızı güneşten ve belli bir oranın üstündeki nemden korumamız gerekiyor. Gerçek manada kitap kurtları da kitaplarımıza zarar verirler. Bunlara karşı da tedbir almamız gerekebilir. Bu yüzden kitaplarımızın tozunu sık sık aldığımız gibi, zaman zaman havalandırmamız da gerekebilir. Kitaplarımızı korumamız gerekenler arasında çocuklar ve kitap meraklısı dostlarımızı da unutmamak gerekir.

Çocukların kitapları yırtmaması, onların kitaplara alıştırılması ile mümkün olabilir. Çocuklar belli yaşa geldiklerinde kendileri de kitaba sahip kılınarak kitap koruyucuları ve meraklıları arasına katılabilir.

Sizden ödünç aldığı kitaplarla kütüphane kuran dostlarınıza da dikkat etmeniz gerekiyor. Bunu yaparken ne dostlarınızdan, ne de kitaplarınızdan olmamanızı temenni ediyoruz!

Kitaplığa kitapların yerleştirilmesi

Kitapların kitaplığa belli bir sistem dahilinde yerleştirilmesi onlardan faydalanmamızı kolaylaştırır. Müracaat kitapları dışındaki kitapları konu ve türlerine göre yerleştirmek mümkündür. Tarih kitapları, iktisatla, sosyolojiyle ilgili kitaplar yan yana sıralandığında onları kolayca bulabiliriz. Bu ayırımdan sonra yazar isimlerine göre kitapları yerleştirirsek ikinci bir bulma kolaylığı elde edebiliriz. Burda soyada göre bir alfabetik sıralama yapmak gerekecektir.

Edebi türler için de roman, şiir, hikaye, deneme vb. dallara ayrı raflar tahsis ederek bunları yazar soyadlarına göre yerleştirebiliriz.

Evlerimizde kitaplar dışında gazete ve dergi benzeri süreli yayınların muhafazası gerekebilir. Gazetelerin evlerde muhafazası hayli zordur. Çok gerekli değilse, gazetelerin bütününü değil, ilgili kupürleri kesip saklama yolu seçilebilir. Dergilerin muhafazası nisbeten daha kolaydır. Dergileri ciltleri tamamlandıktan sonra ciltleterek saklamak hem güzel bir görünüm sağlar, hem de tek tek sayıların kaybolma ihtimalini ortadan kaldırır.

 

 

Ev kitaplığından kütüphanelere

Evimizde oluşturduğumuz kitaplık ne kadar geniş olursa olsun bütün ihtiyaçlarımızı karşılamaz. Bazen kendimizin, bazan da çocuklarımızın kütüphaneden faydalanması gerekebilir. Ayrıca, müracat kitapları dışında kitapların (roman, hikaye, aktüel kitaplar vb. ) ödünç kitap veren gezici veya sabit kütüphanelerden temin edilmesi mümkündür. Böylece maddi imkanlarımızı zorlamadan sürekli kitap okumamız mümkün olabilir.

 

 

Ülkemizde kütüphaneler

a. Derleme Kütüphaneleri,

b. Halk Kütüphaneleri,

c. Üniversite kütüphaneleri,

ç. Okul kütüphaneleri,

d. Belediye kütüphaneleri,

e. Kurum kütüphaneleri,

f. Vakıf kütüphaneleri

şeklinde tasnif etmek mümkündür. Derleme kütüphaneleri, başta Ankara'daki Milli Kütüphane olmak üzere, Türkiye'de yayımlanan bütün kitap ve süreli yayımların ücretsiz gönderildiği kolleksiyon kütüphaneleridir. Halen Derleme Kanununa göre Ankara'da Milli Kütüphane ve İl Halk Kütüphanesine, İstanbul'da Bayezid Kütüphanesi ve İstanbul Üniversite Kütüphanesine, İzmir'de Milli Kütüphane'ye kitap derlenmektedir. Buralarda en azından Derleme Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra ülkemizde yayımlanan bütün kitap ve süreli yayımları bulmamız mümkün olur.

Halk kütüphaneleri, il ve ilçelerde Kültür Bakanlığı tarafından tesis edilmiş kütüphanelerdir. Bu kütüphanelerde müracaat kitapları yanında çeşitli türden kitaplar ve çocuk kitapları bölümü bulunur. Çocuklarınızı bu kütüphanelere küçük yaşlarda götürerek okuma alışkanlığı edinmesini sağlıyabilirsiniz.

Üniversite kütüphaneleri daha çok ihtisas kütüphaneleridir. Okul kütüphaneleri de çocuklarınızın yararlanabileceği kütüphaneler arasında yer alır. Bazı illerimizde belediyeler ve vakıflar herkesin faydalanmasına açık kütüphaneler tesis etmişlerdir. Bunlardan da halk kütüphaneleri gibi istifade etmek mümkündür.

Kütüphaneden Nasıl Faydalanılır?

Kütüphaneden faydalanmak için bazı ön bilgilere sahip olmak gerekir. Binlerce -on binlerece kitap ihtiva eden bir kütüphanede kitap bulmak için bazı bilgilere ihtiyaç vardır. Kitabın ya adını, ya yazarının ad ve soyadını, ya da konusunu bilmek gerekir. Bu bilgilere dayanarak kütüphane görevlisinden kitap istenilebileceği gibi, kütüphanenin kitap fişleri taranıp kitabın tam künyesi bulunarak istediğimiz kitabı temin edebiliriz.

Kütüphanelerde yazar adlarına, kitap adlarına, konu başlıklarına göre alfabetik kataloglar yanında, ilim dallarına göre sistematik katalolar da düzenlenmektedir. Bulucusunun ( Dewey) adıyla anılan onlu tasnif dünya ve Türkiye kütüphanelerinde yaygın olarak kullanılmaktadır.

Bu tasnifte kitaplar on ana başlık altında toplanmakta, kitaplar onlu esasa göre numaralanmaktadır.

 

 

D. Mehmet Doğan

Türkiye Yazarlar Birliği web sitesinden alınmıştır.

www.tyb.org.tr

« Önceki ::