<?xml version="1.0" encoding="utf-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <channel>
        <title>EDEBİ ve İLMİ PAYLAŞIM NOKTASI</title>
        <description>DAĞARCIĞINIZ İÇİN İLK DURAK</description>
        <link>http://zarifcan.blogcu.com</link>
        <lastBuildDate>Mon, 09 Nov 2009 06:20:22 +0200</lastBuildDate>
     
        <item>
            <title>Hz. MEVLÂNÂ'NIN YEDİ ÖĞÜDÜ</title>
            <link>http://zarifcan.blogcu.com/hz-mevlana-nin-yedi-ogudu_6417311.html</link>
            <guid>http://zarifcan.blogcu.com/hz-mevlana-nin-yedi-ogudu_6417311.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;&lt;A href=&quot;http://img1.blogcu.com/images/z/a/r/zarifcan/mevlana.jpg&quot;&gt;&lt;IMG src=&quot;http://img1.blogcu.com/images/z/a/r/zarifcan/mevlana.jpg&quot; border=0&gt;&lt;/A&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&amp;nbsp;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Cömertlikte yardım etmede akar su gibi ol &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Şefkat ve merhamette güneş gibi ol, &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol.. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol, &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Tevazu ve alçakgönüllülükte toprak gibi ol, &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Hoşgörülükte deniz gibi ol, &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Ya olduğun gibi görün... &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Ya göründüğün gibi ol... &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Hz. Mevlana&lt;/P&gt;.. ( &lt;a href=&quot;http://zarifcan.blogcu.com/hz-mevlana-nin-yedi-ogudu_6417311.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Mon, 21 Jan 2008 10:59:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Peygamberimiz (S.A.V)'in Hayatı ( Kronolojik ) </title>
            <link>http://zarifcan.blogcu.com/peygamberimiz-s-a-v-in-hayati-kronolojik_6417011.html</link>
            <guid>http://zarifcan.blogcu.com/peygamberimiz-s-a-v-in-hayati-kronolojik_6417011.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;&lt;A href=&quot;http://img1.blogcu.com/images/z/a/r/zarifcan/895735_rose.jpg&quot;&gt;&lt;IMG height=134 src=&quot;http://img1.blogcu.com/images/z/a/r/zarifcan/895735_rose.jpg&quot; width=223 border=0&gt;&lt;/A&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;PEYGAMBERİMİZİN SOYU: Hz. İbrahim, Hz. İsmail&amp;#8230; Adnan (21. batın)... Fihr, Gaalib, Luey, Kâ&amp;#8217;b, Mürre, Kilâb, Kusay, Abdulmenaf, Haaşim, Abdulmuttalib, Abdullah, HZ. MUHAMMED MUSTAFA (s.a.v.)&lt;BR&gt;M.S. 571- Fil Olayı. Habeşistan'ın Yemen Valisi Ebrehe, Kâbe'ye saldırdı. &lt;BR&gt;20 Nisan 571- İnsanlığın en büyük önderi Hz Muhammed (s.a.v.) doğdu. &lt;BR&gt;575 - Dört sene süt annesi Halime'nin yanında kaldıktan sonra ailesine dönüşü. &lt;BR&gt;576 - Annesi Amine ve hizmetçileri Ümmü Eymen ile birlikte Medine'ye gidip ba-basının mezarını ziyaret etmesi ve dönüşte Ebvâ'da annesinin vefâtı. &lt;BR&gt;578 - Dedesi Abdulmuttalib'in vefatı ve amcası Ebû Talib'in himâyesine girmesi. &lt;BR&gt;583 - Amcası Ebû Talib'le Suriye'ye ticaret kervanıyla gitmesi ve Busra'da Bahîra'nın, bu genç çocuğun beklenen son Peygamber olabileceğini sezmesi. &lt;BR&gt;588 - Diğer amcası Zübeyr ile Yemen seyahati. &lt;BR&gt;591 - Kureyş-Hevâzîn arasında dört yıl süren Ficar harbinde tarafsız kalması ve Hılf&amp;#8217;ûl Fudûl Cemiyeti'ne girmesi, bununla hep iftihar etmesi. &lt;BR&gt;595 - Hz. Hatice'nin kervanını Şam'a götürmesi, Meysere'nin Hz. Muzammed'e hayranlığı. &lt;BR&gt;596 - Hz. Hatice ile evlenmesi, Ebû Talib&amp;#8217;in nikâh töreninde konuşması. &lt;BR&gt;598 - Oğlu Kasım'ın doğması. (Kendisine Ebul Kasım denilmesi). &lt;BR&gt;599 - Hz. Ali&amp;#8217;nin doğması. &lt;BR&gt;600 - Kızı Zeyneb doğdu, &lt;BR&gt;604 - Kızı Rukiye doğdu, &lt;BR&gt;608 - Kızı Ümmügülsüm doğdu. &lt;BR&gt;608 - Muhammed&amp;#8217;ül Emîn denilen Hz. Muhammed&amp;#8217;in Kâbe hakemliği. &lt;BR&gt;610 - Hira mağarasında (Ramazan ayında Kadir Gecesi&amp;#8217;nde) ilk vahyin gelişi, peygamber oluşu. En yakınlarını İslâm'a davet etmesi. Hz. Hatice, Hz. Ebubekir,Hz. Ali ve Hz. Zeyd&amp;#8217;in müslüman olmaları. *Kızı Hz. Fat.. ( &lt;a href=&quot;http://zarifcan.blogcu.com/peygamberimiz-s-a-v-in-hayati-kronolojik_6417011.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Mon, 21 Jan 2008 10:54:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>DİVAN EDEBİYATI VE ÖZELLİKLERİ </title>
            <link>http://zarifcan.blogcu.com/divan-edebiyati-ve-ozellikleri_4994651.html</link>
            <guid>http://zarifcan.blogcu.com/divan-edebiyati-ve-ozellikleri_4994651.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;TARİHSEL GELİŞME,SANAT ANLAYIŞI,DİL VE ANLATIM&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;DİVAN EDEBİYATI VE ÖZELLİKLERİ &lt;BR&gt;Türklerin İslam dini ve kültürünü benimsedikten sonra,Anadolu'da Arap ve özellikle Fars Edebiyatlarını örnek alarak oluşturdukları yazılı edebiyattır. Bu dönemin şairleri(ozanları) şiirlerini divan adı verilen kitaplarda topladıkları için söz konusu edebiyata da Divan Edebiyatı denilmiştir. Özellikle,medreseden yetişen aydın sanatçı ve yazarların saray ve çevresinde oluşturdukları bir edebiyat geleneği olduğu için,Havas(Yüksek Zümre) edebiyatı,Saray edebiyatı,Klasik Türk edebiyatı gibi adlarla da anılmaktadır. Divan edebiyatı sözünün 1900'den sonra ortaya çıktığı sanılmakta ve ilk defa kimin kullandığı bilinmemektedir. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;TARİHSEL GELİŞME &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Türklerin İslam Dinini kabul etmeleriyle toplum yapısı köklü değişikliklere uğrar. XII.yüzyıla gelindiğinde ise,saray,konak,medrese ve halk arasında değişik sanat ve edebiyat anlayışları kendini gösterir. Çağın genel çerçevesi içerisinde Arapça,bilim dili; Farsça,kültür ve sanat dili olarak benimsenir. Böylece Osmanlıca denilen bir karma dil ortaya çıkan ve arı(saf) Türkçe yi kullanan halk şairleri yanında bir de Osmanlıca ile eserler veren aydınlar sınıfı oluşur. Böyle olmakla beraber aydınları halktan tecrit(dışlamak) etmek mümkün değildir. Divan edebiyatı bütün yazılı edebiyatlar gibi iki ana kolda gelişme göstermiştir: &lt;BR&gt;1-Şiir &lt;BR&gt;2-Düzyazı &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;ŞİİRİN KURULUŞ DÖNEMİ(XIII.yy-XV.yy'ın ilk yarısı) &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Bu dönemde sözü edilmesi gereken en önemli olay,Farsça çevirilerdir. Fars şiirinin doruklarından sayılan Sadî,Feridüddin Attar,Nîzami gibi şairlerin bazı kitaplarının çevrilmesi,Divan şiirinin biçim özünün belirmesinde büyük ölçüde rol oynadı. Gülşehri, Feridüddin Attar'dan genişleterek eklemeler yaparak ve kendinden de bir çok şey kattığı Mantık-ut-Tayr (Kuş Dili) adlı mesnevisinde,tasavvuf felsefesinin temel ilkelerini anlattı. Hoca Dehhanî,din ve tasavvuf konularını bir yana iterek.. ( &lt;a href=&quot;http://zarifcan.blogcu.com/divan-edebiyati-ve-ozellikleri_4994651.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Mon, 31 Dec 2007 08:34:01 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>ESKİ TÜRK EDEBİYATI </title>
            <link>http://zarifcan.blogcu.com/eski-turk-edebiyati_4994611.html</link>
            <guid>http://zarifcan.blogcu.com/eski-turk-edebiyati_4994611.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;&lt;BR&gt;XIII. asırdan sonra Türk cemiyet hayatında çeşitli zümre ve çevrelerin teşekkülü, değişik edebî mahsullerin ortaya çıkmasına sebep olmuştu. Saray, konak, medrese çevrelerinde ve bunlara yakın topluluklarda okumuşlara mahsus yeni bir edebiyat doğmaya başlamıştı. Kaynağını ve örneğini daha çok İran edebiyatından alan, İslâm kültürünün bütün kollarından belenen, Türk ruhunun hususiyetlerini aksettiren ve mahallî çizgileri veren bu edebiyat, 600 yıldan fazla devam etmiş ve canlılığını kaybetmekle beraber günümüze kadar gelmiştir. &lt;BR&gt;Yüksek zümre edebiyatı denen ve asırlar boyunca dil ve muhteva bakımından örnek teşkil ettiği ve okullarda okutulduğu için 'klasik' kabul edilen bu edebiyat, umumiyetle Divan edebiyatı ismiyle tanınmıştır. Bu suretle adlandırılmasına sebep, bu edebiyatın daha çok manzum eserlerden meydana gelmesi ve şiir kitaplarına 'divan' denmesidir. &lt;BR&gt;Divan şiiri Anadolu'da XIII. asırda Selçuklular zamanında Hoca Dehhânî ile başlamıştır. XIV. asırda Ahmedî, Şeyhoğlu, Ahmed-i Dâî gibi şairlere sahip bulunan bu edebiyatın ilk büyük üstadı XV. asırda yaşamış olan Şeyhî'dir. Fatih devrinde Ahmet Paşa ve daha sonra Necâtî'yi yetiştiren Divan şiiri XVI. asırda Zâtî, Bâkî, Hayâlî, Taşlıcalı Yahya, Nev'î, Fuzûlî, Rûhî-i Bağdâdî, Hâkanî, XVII. asırda Şeyhülislâm Yahya, Nef'î, Nâilî, Necâtî, Nev'î-zâde Atâî, Nâbî, Sâbit. XVIII. asırda Nedim, Şeyh Galib, Râgıb Paşa, XIX. asırda Yenişehirli Avni, Ziya Paşa gibi büyük sanatkârların eserleriyle fevkalâde bir gelişme göstermiştir. &lt;BR&gt;İslâm kültürü kaynağından beslenen ve bilhassa başlangıçta İran edebiyatını örnek alan Divan edebiyatımız muhteva itibariyle çok çeşitli unsurlara dayanmaktadır. Divan edebiyatının iç zenginliğini ve özünü teşkil eden ve bugün onu iyi anlamak için bilinmesi gereken bu eski kültür ve bilgi malzemesi şunlardır: &lt;BR&gt;1- Dinî inançlar (âyet ve hadisler) , &lt;BR&gt;2- İslâmî ilimler (tefsir, kelâm, fıkıh) &lt;BR&gt;3- İslâm tarihi, &lt;BR&gt;4.. ( &lt;a href=&quot;http://zarifcan.blogcu.com/eski-turk-edebiyati_4994611.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Mon, 31 Dec 2007 08:34:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>II.MEŞRUTİYET SONRASI TÜRK EDEBİYATI</title>
            <link>http://zarifcan.blogcu.com/ii-mesrutiyet-sonrasi-turk-edebiyati_4994561.html</link>
            <guid>http://zarifcan.blogcu.com/ii-mesrutiyet-sonrasi-turk-edebiyati_4994561.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;II. Meşrutiyetten sonra Servet-i Fünun mecmuası etrafında kendilerine Fecr-i Ati adını veren yeni bir nesil toplanmıştır. Kısa ömürlü olan bu topluluk, Servet-i Füsunculardan daha sade bir dil kullanmış sembolizm, empresyonizm ve romantizm gibi akımları eserlerine uygulamışlar, Avrupa Edebiyat ile Milli Edebiyat arasında bağ oluşturmuşlardır. Aruz'la şiir yazan Fecr-i Ati şairlerinden tanınmış ve orijinali Ahmet Hacim'dir. Başlangıçta Fecr-i Ati roman ve hikayecisi olan Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Refik Halit Karay ise, gerçek kişiliklerini Milli Edebiyat akımı içerisinde göstermişlerdir. Fecr-i Ati topluluğu dışında kalan İstiklal Marşı şairi Mehmet Akif Ersoy, Yahya Kemal Beyatlı kendi şiir anlayışlarına göre eserler veren ve daha sonra Milli Edebiyat akımına katılan şairlerdir. Modern Türk Edebiyatını yaratma amacıyla kurulan Tanzimat, Servet-i Fünun ve Fecr-i Ati toplulukları büyük hamleler yapmakla beraber ruhta büyük ölçüde Fransız sanatına bağlı, dil ve üslupta Osmanlıcaydı sürdüren, milli kimlik ve kişiliğe ulaşamamış bir edebiyat vücuda getirmişlerdir. Osmanlı imparatorluğunun dağılışı sırasında, Türk aydınlarının büyük bir &lt;BR&gt;bölümü, ümmete bağlı Osmanlıcılığın terk edilerek milliyetçiliğin benimsenmesinin, memleketin geleceği için gerekli olduğuna inanıyorlardı. Bu inanç sonucunda Türkçülük ve Milliyetçilik akımları doğmuş, her sahada milli kimlik ve kimlik arayışları başlamıştır. Türk Dili, Türk Vezni, Türk Zevki ve Kültürü ile Milli konuları, Milli Ülküleri işleyen Türk Edebiyatı ihtiyacı ve özlemi sonucunda 1911-1923 yılları arasında Milli Edebiyat akımı doğmuştur. Bir kısmı daha sonra Cumhuriyet dönemi yazar ve şairleri arasında da yer alan bu edebiyatın temsilcilerinin en önemlileri, Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin, Mehmet Emin Yurdakul, Yusuf Ziya Ortaç, Faruk Nafiz Çamlıbel, Enis Behiç Kor yürek, Kemalettin Kamu, Aka Gündüz, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Halide Edip Adıvar, Refik Halit karay, Reşat Nuri Güntekin, Ahmet Hikme.. ( &lt;a href=&quot;http://zarifcan.blogcu.com/ii-mesrutiyet-sonrasi-turk-edebiyati_4994561.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Mon, 31 Dec 2007 08:31:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>TANZİMAT EDEBİYATI </title>
            <link>http://zarifcan.blogcu.com/tanzimat-edebiyati_4994521.html</link>
            <guid>http://zarifcan.blogcu.com/tanzimat-edebiyati_4994521.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;Prof. Ahmet Hamdi Tanpınar; Tanzimat ve ondan sonra gelişen edebi cereyanları inceleyebilmek için Türk toplumunu etkilemiş bir kaç realite üzerinde durmak gerektiğini belirtir. Zira Tanzimat edebiyatı bir medeniyet değişmesinin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bunu gözden uzak tutmamak gerekir. &lt;BR&gt;Tanzimat ve sonrası dönemlerde Türk toplumunu etkileyen sosyal ve kültürel olaylar aynı zamanda edebiyatımızın da değişmesi ve yenileşmesine ortam hazırlamıştır. Bu önemli olaylar şunlardır: &lt;BR&gt;1- 1839'da ilan edilen Tanzimat Fermanı &lt;BR&gt;2- 1876 ve 1908 birinci ve ikinci meşrutiyet denemeleri. &lt;BR&gt;3- 1918 imparatorluğun dağılışı ile 1923'te Cumhuriyet ilanı ve Ankara'nın başkent oluşu. &lt;BR&gt;Bu önemli siyasi olaylar ve demokrasi denemelerinin her biri genellikle bir edebi hareketin başlangıcı ve gelişme ortamı olmuşlardır. &lt;BR&gt;19. asır Osmanlı İmparatorluğu'nun gerileme ve çöküş devridir. Büyük fetihler artık gerilerde kalmıştır. Ordular yenilgilerden kurtulamaz olmuştur.III. Selim devrinde ilk kez orduda yapılan ıslahat hareketleri ile Avrupa'nın teknik ve kültürel üstünlüğü anlaşılmış ve imparatorluk yönünü batıya çevirmek zorunda kalmıştır. &lt;BR&gt;İşte Tanzimat edebiyatına verilen isimde 3 Kasım 1839'da Reşit Paşa tarafından ilan edilen ve Gülhane Hattı Hümayunu da denilen yenileşme beratının yürürlüğe konmuş olmasından doğmuştur. Bu olay daha sonraları Tanzimat Fermanı olarak adlandırılacak,gerek siyasi alanda gerek edebi ve toplumsal hayatta batıya yönelmenin resmi bir belgesi sayılacaktır. Edebiyat Tarihçilerimizde 1839 yılını Tanzimat edebiyatının başlangıcı olarak kabul edeceklerdir. &lt;BR&gt;Tanzimat dönemiyle yeni açılan mekteplerde öğretimin Türkçe'ye dönmesi, gazeteciliğin başlaması ve garp etkisiyle beraber gelişen milli şuur sonucunda yepyeni bir ortam doğmuştur. Tanzimat edebiyatı dediğimiz edebi yenileşme ister istemez toplum bünyesinde ki bu değişmelere,uyanan yeni fikir akımlarına paralel olarak ortaya çıkmış,.. ( &lt;a href=&quot;http://zarifcan.blogcu.com/tanzimat-edebiyati_4994521.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Mon, 31 Dec 2007 09:26:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>EDEBİYAT-I CEDİDE (SERVET-İ FÜNUN EDEBİYATI) </title>
            <link>http://zarifcan.blogcu.com/edebiyat-i-cedide-servet-i-funun-edebiyati_4994491.html</link>
            <guid>http://zarifcan.blogcu.com/edebiyat-i-cedide-servet-i-funun-edebiyati_4994491.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;Edebiyat-ı Cedide, II.Abdülhamit (hük. 1878-1909) devrinde, Servet-i Fünun dergisi çevresinde toplanan sanatçıların Batı edebiyatı yolunda meydana getirdikleri bir edebiyat hareketidir. &lt;BR&gt;Bu edebiyat, 1896'dan 1901'e kadar sürmüştür. Recai-zâde Mahmut Ekrem, 1895 sonunda, Malûmat adlı bir dergide yazan Muallim Naci izleyicileriyle kafiyenin göz için mi, kulak için mi olduğu tartışmasına girişmiş ve bu gazeteye karşı cevaplarının bir kısmım Ser&amp;shy;vet-i Fünun dergisinde yayınlamıştır. Servet-i Fünun, Recai-zâde'nin Mekteb-i Mülkiye'den öğrencisi olan Ahmet İhsan Tokgöz tarafından 1891 yılından beri çıkarılmakta idi. Recai-zâde, bunu bir edebiyat dergisi hâline getirmek için Ahmet İhsan&amp;#8216;la anlaşmış ve kendisinin Mekteb-i Sultanî (Galatasaray Lisesi) den öğrencisi olan Tevfik Fikret'i derginin &amp;#8220;kısm-ı.edebî ser-muharrirliği&amp;#8221; ne getirmiştir. O sırada Mektep ve başka dergilerde yazan ve Recai-zâde tarafını tutan başka gençlerin de 1896'da bu dergi çevresinde toplanmasıyla &amp;#8220;Edebiyat-ı Cedide&amp;#8221; topluluğu meydana gelmiştir. &lt;BR&gt;Edebiyat-ı Cedide'nin başlıca özellikleri şu noktalar üzerinde toplanabilir: &lt;BR&gt;a. Edebiyat-i Cedide sanatçıları Batı uygarlığına, özellikle Fransa'ya hayranlık göstermişler, Türkiye'nin Avrupalaşma yoluyla yükseleceğine inanmışlar, orada sanat, bilim, ne buldularsa Türkiye'ye aktarmaya çalışmışlar; laik bir zihniyeti benimsemişler ve daima dindışı şiirler yazmışlardır. &lt;BR&gt;b. Devlet ve siyaset konularına dokunmak, vatan, hürriyet, istikIâl, inkılap v.b. gibi, sözcük ve kavramları kullanmak yasak olduğu için, açıkça toplumsal yazılar yazmak olanağı bulunamamış, ancak aşk, merhamet v.b. gibi suya, sabuna dokunmayan temalar üzerinde dolaşılmıştır. (Edebiyat-ı Cedide sanatçıları bu yüzden, daha sonraki devirlerde, memleketi yansıtmamak ve ulusal olmamakla suçlandırılmışlardır) . &lt;BR&gt;c. Çağdaş Fransız edebiyatı örnek tutulmuş, hikâye ve romanda Realizm ve Natu.. ( &lt;a href=&quot;http://zarifcan.blogcu.com/edebiyat-i-cedide-servet-i-funun-edebiyati_4994491.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Mon, 31 Dec 2007 09:28:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>FECRİ ATİ EDEBİYATI </title>
            <link>http://zarifcan.blogcu.com/fecri-ati-edebiyati_4994451.html</link>
            <guid>http://zarifcan.blogcu.com/fecri-ati-edebiyati_4994451.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;24 Temmuz 1908'de ilan edilen II. Meşrutiyet'ten sonra ülkede canlı ve hareketli bir edebiyat hayatı başlamıştır. Edebiyatta ki bu canlılık aslında ülkede II.Meşrutiyet'in getirdiği özgürlük ortamı içinde her türlü fikrin serbestçe tartışılabilir hale gelmiş olmasındandır.II.Meşrutiyet'in ilanından sonraki devirde edebiyatımız biraz da Abdülhamid'in baskılı rejiminden kurtularak imparatorluğu çepeçevre saran siyasi olayların içine girmiştir. &lt;BR&gt;Bu yılların edebiyat ortamında edebiyata hevesli İstanbul gençlerinden bir grup 1909 da Fecri Ati adında bir topluluk kurarlar. Ülküleri Servet-i Fünun topluluğuna benzeyen fakat onlardan daha ileri bir edebiyat topluluğu meydana getirmektir. Bunlarda tıpkı Edebiyatı Cedideciler gibi Servet-i Fünun dergisini kendi eser ve görüşlerini yazacak bir organ saymışlar,edebiyatta yapmak istediklerini de bir bildiri ile açıklamışlardır. &lt;BR&gt;Bu bildiride yeni görüşün hangi prensiplere sahip olduğu ve çizilmiş bir hedefe benzer hususlar yoktur. Edebi bir görüşün belirtilmesinden çok,genç edebiyatçıların birlikte hareket edecekleri ve topluca çalışıp yazacakları açıklanmıştır.Önemli bir prensip ortaya koyamayan ve Servet-i Fünuncular kadar etkili bir ekol olamayan Fecri Ati topluluğunun daha sonraları ortaya çıkan gaye ve prensibi şöyle özetlenebilir. &amp;#8220;Sanat,şahsi ve muhteremdir.&amp;#8221; &lt;BR&gt;Ne var ki topluluğun üyelerinin hem yaş olarak çok genç olmaları,hem kültür yönünden oldukça zayıf bulunmaları,hem de edebiyatımızda yeni bir çığır açacak önemli prensipler ortaya koyamamış bulunmaları yüzünden Milli Edebiyat Hareketi'ni savunanlarca çok kolay bertaraf edilmişlerdir.Zaten Fecri Ati topluluğu varlıklarını gösterebilmek için sık sık kendilerinden öncekileri hırpalayan eleştiriler kaleme almaktan, Edebiyatı Cedideciler'in dil anlayışlarını sürdürüp bazı batı örnekleri teklifinden başka önemli bir rol oynayamamışlardır. &lt;BR&gt;Ali Cenap Yöntem'in o zaman Selanik'te topluluğun .. ( &lt;a href=&quot;http://zarifcan.blogcu.com/fecri-ati-edebiyati_4994451.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Mon, 31 Dec 2007 08:26:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>MİLLÎ EDEBİYAT DÖNEMİ </title>
            <link>http://zarifcan.blogcu.com/mill-edebiyat-donemi_4994441.html</link>
            <guid>http://zarifcan.blogcu.com/mill-edebiyat-donemi_4994441.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;Meşrutiyet (1908) 'ten sonra memlekette başlayan ve o devirde &amp;#8220;Türkçülük&amp;#8221; adı verilen milliyet hareketi, &amp;#8220;edebiyatta millî kaynaklara dönme&amp;#8221; düşüncesinin doğmasına yol açmıştır. &amp;#8220;Millî kaynaklara dönme&amp;#8221; sözüyle; dilde sadeleşme, aruz vezni yerine hece veznini kullanma, yerli hayatı yansıtma kastedilmiştir. Bunları gerçekleştirmeyi ülkü edinen edebiyat akımına &amp;#8220;Millî Edebiyat&amp;#8221; adı verilmiştir. &lt;BR&gt;a. Dilde sadeleşme hareketi 1911 nisanında Selanik'te Ömer Seyfettin, Ali Canip ve Ziya Gökalp tarafından çıkarılan Genç Kalemler dergisinde &amp;#8220;Yeni Lisan&amp;#8221; adıyla ileriye sürülmüştür. Bunlar, konuşma dilini yazı dili haline getirme davasını benimsemişler, &amp;#8220;Millî edebiyat'ın millî lisan'dan doğacağı&amp;#8221;nı (Ömer Seyfettin) söylemişlerdir. Bu hareket kısa zamanda tutunmuş ve XX. yüzyıl edebiyatının ayırıcı niteliği olmuştur. &lt;BR&gt;b. Aruz vezni yerine hece veznini kullanma davası ilkin Mehmet Emin'in 1897 Yunan savaşı dolayısıyla yayınladığı Türkçe Şiirler adlı kitabı vesilesiyle ortaya sürülmüş, Rıza Tevfik'in halk şiirleri yolundaki koşma ve nefesleriyle desteklenmiş ise de, uzun zaman gerçekleşememiş; ancak Birinci Dünya Savaşı içinde, özellikle 1917'de Servet-i Fünun dergisi tarafından &amp;#8220;Şairler Derneği&amp;#8221; adıyla toplanan gençler (Orhan Seyfi, Yusuf Ziya, Faruk Nafiz, v.b.) tarafından benimsenmiştir.Bu dönemde aruz vezni de bir yandan sürüp gitmiş ve Mehmet Akif, Ahmet Haşim, Yahya Kemal gibi üç kuvvetli sanatçının elinde varabileceği gelişmenin en yüksek noktasına erişmiştir. &lt;BR&gt;c. Yerli hayatı yansıtma davası ise, yalnız birkaç şair (Mehmet Emin, Mehmet Akif, kimi şiirleriyle Yahya Kemal, Cumhuriyet devrindeki bazı şiirleriyle Faruk Nafiz, v.b.) ve daha çok hikâye ve roman yazarları tarafından benimsenmiştir. &lt;BR&gt;ç. Şiir alanında, hece vezninin ilk ürünlerini veren şairlerin (Mehmet Emin'den başka) hemen hepsi bir yandan aruzla yazmışlar; bir .. ( &lt;a href=&quot;http://zarifcan.blogcu.com/mill-edebiyat-donemi_4994441.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Mon, 31 Dec 2007 09:21:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Fuzuli'nin Gül Bahçesinde Bir Bahçıvan </title>
            <link>http://zarifcan.blogcu.com/fuzuli-nin-gul-bahcesinde-bir-bahcivan_4800859.html</link>
            <guid>http://zarifcan.blogcu.com/fuzuli-nin-gul-bahcesinde-bir-bahcivan_4800859.html</guid> 
            <description>&lt;P align=justify&gt;FUZÛLİ &amp;#8217;NİN GÜL BAHÇESİNDE BİR BAHÇIVAN: PROF.DR. ABDÜLKADİR KARAHAN&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Klasik Türk Edebiyatının en tanınmış,en sevilmiş;tesir ve nüfuzu en çok hissedilmiş bir şairi olarak anılmak Fuzûlî gibi az bir şaire nasip olmuştur.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;16.yüzyılda Kerbela,Necef,Hille,ve Bağdat,topraklarında biten bir gül ve bu gülden bir gül bahçesi ...Bu gül bahçesinden hayal iklimimize,duygu alemimize ilmiklenen bir nağme...Nağme-i elhan .&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Bu gül bahçemizin tarumar oluşunun bir diğer sebebi de &amp;#8211;ki en önemli sebebi-artık o bahçeye bakan bahçıvanlar bu dünyadan göç ettiler.Tıpkı bir sessiz gemi misali...Rıhtımda kalanlara elem verdi bahçıvanlar.Bahçenin kuraklığına bereket tohumlarının ne zaman ekileceğini tahayyül etmekte rıhtımda kalanlar.Rıhtımda kalanlar aynı zamanda şunu da düşünmekte; &amp;#8220;İsyankar olsa bile ümidimize saraylar inşa edeceğiz.Bu saraylar harcını bahçıvanların eserlerinden ve yakılan küllerimizden oluşacaktır.&amp;#8221;&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Fuzûlî&amp;#8217;nin ve daha nice şairin gül bahçesine bahçıvanlık yapan Klasik Türk Edebiyatının duayeni Prof.Dr.Abdülkadir KARAHAN Hoca bu vazifeyi yıllarca bir şeref abidesi olarak yapmıştır.Evet bahçeye bülbül, bahçeye bahçıvan gerek.Fakat bülbül de bahçıvanda bu vazifeyi ifa ederken büyük meşşakat çektiler.Nitekim Fuzûlî zahmetli olduğunu anlamış olacak ki:&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&amp;#8220;Yâr için ağyara minnet eylediğim aybeyleme&lt;BR&gt;Bağıban bir gül için bin türlü dikene çeker hizmet&amp;#8221;&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Fuzûlî nasıl ki sevdiği için rakiplerine minnet eyliyorsa bahçıvan da bir gül için bin türlü dikene hizmet ediyor. Karahan hoca için Fuzûli,bir yâr,bir yâr-ı güzindir ki onun için sabahlara kadar evinden hiç eksilmeyen daktilo sesleri,masasının başında kitaplarına eğilmiş..Bir baş(ki bu çalışma temposu yıllar sonra ona telafi edilemez bir omurga eğriliği armağan eder.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Ona göre yine Fuzûlî, medeniyetimizin bir sözcüsüdür. Ki bu medeniyet Batı medeniyetine ası.. ( &lt;a href=&quot;http://zarifcan.blogcu.com/fuzuli-nin-gul-bahcesinde-bir-bahcivan_4800859.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Fri, 14 Dec 2007 10:27:00 +0200</pubDate>        
        </item>
        <atom:link href="http://zarifcan.blogcu.com/rss.php" rel="self" type="application/rss+xml" />
</channel>
</rss>